GAZNELİ MAHMUD’UN DİNİ GÖRÜŞLERİ VE DÖNEMİNDEKİ DİNİ HAREK

GAZNELİ MAHMUD’UN DİNİ GÖRÜŞLERİ VE DÖNEMİNDEKİ DİNİ HAREKETLER

           

            Kişiliği ve Eğitimi ;

           

 Gazneli Mahmud Buhara’ da 10 Muharrem 361 (2 Kasım 971) de doğdu[1]. Babası Gazne hükümdarı Sebük Tegin, annesi ise doğu Afganistan’daki Zabülisten bölgesinden köklü bir ailenin kızı idi. Bundan dolayı kendisine Mahmud Zebüli de denir[2]. Nasr ve İsmail isimli iki kardeşi vardır. Çocukluğu hakkında fazla bilgi olmamakla birlikte geleneğe uygun olarak küçük yaştan itibaren gerekli dini eğitimi aldığı, Kur’anı ezberlediği bununla birlikte siyasi eğitimde aldığı bilinmektedir. O Dinini iyi bilmekteydi hatta Hanefi fakihi sayılabilecek derecede fıkıh bilgisi sahibiydi.  Din uğruna her türlü fedakârlığı üstlenmekten geri durmayan bir kişiydi[3]. Gençlik yıllarında devlet idaresinde görevler almaya başlamıştır. Babasının sefere gittiği dönemlerde de idareyi kendisine bırakması ile aldığı siyasi eğitimi uygulama fırsatı bulmuştur. Babasının ölümü üzerine kardeşleri ile taht mücadelesi yapmış ve yönetimi ele geçirmiştir. Dindar, zeki, ileri görüşlü, ihtiyatlı, adil bir hükümdardır. Bir dönem Samani kumandanı olarak görev yapmıştır. Samanilerin merkezi idaresindeki değişiklikler sonucu Mahmud ile Samniler arasında anlaşmazlıklar çıkmış ve birbirleri ile savaşmışlardır. Bu savaşta Mahmud dönemin en önemli şehirlerinden olan Horasan’ı, samanilerden almış[4]  ve vali olarak kardeşi Nasr’ı tayin etmiştir. Bu sırada Bağdat’ta el Kaim Bi Emrullah halife olmuş ve Biat etmesi için Mahmud’a elçi göndermiştir. Gelen elçiyi kabul eden Mahmud Karşılık olarak gönderdiği ahitnamede Halifeye Biat ettiğini ve bu biatına sadık kalacağını belirterek kendisini ömrü boyunca sadık kalacağı bir hizmetle görevlendirmiştir.[5] Bu Mahmud’un yaşanan siyasi çekişmeler[6] arasında safını belirlemiş olmasının sonucuydu. Mahmud, Bağdat’a elçi göndererek zaferini Abbasi Halifesi Kadir Billah’a (991–1031) bildirmişti. Samaniler tarafından tanınmayan Abbasi Halifesi, kendisi adına hutbe okutan Mahmud’ un elçilerini memnuniyetle karşılamış gelen elçilerle birlikte Sultan Mahmud’a götürülmek üzere Hilat, taç ve bayrak ile hakim olduğu ülkelerin fermanların göndermiştir[7]. Mahmud Halifenin saltanatını tasdik etmesi ve kendisine Yeminü’d-devle,   emin’ül –mille [8] lakaplarını vermesi ile Halife desteğini arkasına alarak vaad ettiği gibi İslamiyeti yaymak ve zenginliklere sahip olmak için bir dizi Hindistan seferi yapmıştır.

 

Sultanın ve Devletin Dini Yönünün Şekillenmesi;

 

Sultan kendi dönemine Şii inançlı Fatımi halifelerine yüz vermemiştir. Kendisi Sünni inanç çerçevesinde eğitim aldığından ve toplumu içinde süregelen ailesinin de etkisi altında bulunduğu Sünnilik etkisi ile Şiilikten uzak durmuş olması muhtemeldir. Gazne ülkesinde Fatımi halifesi ile haberleşen gizli bir teşkilat yakalanmış ve birçok kişi öldürülmüştü. Hatta Sultan Mahmud’a elçi olarak gönderilen Taharti’de idam edilmişti.[9]  Başlangıçta Abbasi halifeleriyle iyi ilişkiler içinde bulunan Sultanın bir ara halife ile araları açılmıştı bunun nedeni olarak ta Sultan Mahmud’un Karahanlılar’ın elinde bulunan Semerkand şehrinin fermanı halifeden istemesiydi. Halifenin fermanı vermeyerek “ Bunu yapamam eğer bunu benim iznim olmadan yaparsan bütün İslam dünyasını sana karşı ayaklandırırım” demesi üzerine desteklediği Abbasi halifesinden böyle bir cevap alınca kızmıştı. Aralarını açan ikinci olay ise Mekke’ye 414 (1024) yılında horasandan gönderilen hacıların emiri hac’ı olan mikail oğullarından Hasenek’in dönüşte çöl yolunu tehlikeli bulması nedeniyle Fatımi topraklarından geçerken Mısır Fatımi halifesi Ez Zahir ile görüşmelerini Mahmud un tertip ettiğini düşünerek gizli bir Gazne’li Fatımi yakınlaşmasından şüphelenmişti. Bunu gerekçe gösteren Abbasi Halifesi Hasenek’in Karmati oluğunu ileri sürerek idamını istemişti. Hasenek’in kendini affettirmek için Abbasi halifesine gönderdiği hediyeler halkın önünde yakılmıştı. Buna rağmen sultan Mahmud paralarında halifenin ismine yer vermiş seferlerinden elde ettiği ganimetlerden Bağdat’a da hediyeler göndermeye fetihnamelerinde kendisini İslam inancının bir savaşçısı olarak göstermeye devam etmişti. Bu gücü arkasında hisseden Halife, Büveyhi hanedanına kafa tutmuştu.[10]

 

Sultan Mahmud’ un Sünniliğe yakın olması ve Şiilikten bu şekilde uzak durmuş olma nedenleri ile ilgili yeterli kaynak bulunmamaktadır. Fakat Türklerin İslamiyet’le tanışmalarında Sünni halifelerin ve Sünni imamların etkisi olduğu düşünülebilir. 10 yy sonlarında ve 11 yy başlarında Ateşli dönemlerini yaşamakta olan Şii –Sünni çatışması bir mezhep çatışması gibi görünmektedir. Ancak temelinde, Arapları ilgilendirmesi gereken siyasi çekişmeleri ve yönetme isteği kavgalarını içerdiğinden olsa gerek Türk kökenli bozkır halklarının tek kaanlı yönetime alışık olmalarında etkisi ile bu kavgalar ayrımcılık, bölücülük şeklinde algılanmış olmalıdır. Türk kavimleri temele en bağlı kalması gerektiğini düşündükleri şekliyle İslamı kabulle onu ilerletme çabasına girişmişlerdir. Türk Kaanlar Türk ve Müslüman gücünü yükseltmek ve aktif haldeki orduyu dinamik tutup beslemek için Hint zenginliklerini kullanmışlardır[11]

 

Siyasi Hareketleri;

 

Karahanlıların samani devletini ortadan kaldırması ile Mahmud’un işi daha da kolaylaşmıştır. Üçüncü Hint seferinde Bhatiya denilen bölgenin racasının yenmiş ve bölgede mescitler yaptırmış; İslamı öğretmeleri için din alimleri göndermiştir. Dördüncü Hint seferinde Karmati mezhebinde olan Ebü’l Feth Davut un idaresinde bulunan Multanı zapt etmişti buraya sefer yapmasının sebebi Batını fikirleri yayma gayretinde olan racayı cezalandırmaktı[12]. Onun Hindistan seferlerinin bir amacı da Sünniliği korumak ve güçlendirmekti. Beşinci Hint seferi Müslümanlıktan ayrılıp tekrar Hindu dinine dönen Multan valisi Sühpal’ı cezalandırmak için düzenlendi. Hindu Racalar yaklaşan İslam tehlikesini gördüler ve büyük bir Hint ordusu kurmak için anlaştılar fakat (399) Mahmud onları yendi.   Sekizinci Hint seferinde Karmatilere ağır bir darbe indirdi (401). Hakim olduğu bütün bölgelere İslamiyet’i tebliğle görevlendirdiği din alimleri göndermeyi sürdürdü. Halife bu başarıları nedeniyle kendisine Nizameddin lakabını verdi onuncu seferini Hintlilerce kutsal sayılan Tenesar şehrine yaptı buradaki bütün putları kırdı birçok tapınağı tahrip ettirdi ve en meşhuru sayılar “Çakraskavi” adındaki putu Gazne’ye götürerek halka gösterdi. En önemli seferi olan Sümenat seferinde Hindistan’daki bütün putların ve halkın koruyucusu ve en önemlisi sayılan somnat putu siva’yı parçalara ayırdı, parçalardan ikisini Gazne’deki ulu cami ve sarayın giriş kapısının önüne diğerlerini de Mekke ve Medine’ye gönderdi. Bu başarısından dolayı halife Kehfü’d-devle ve’l-İslam lakabını verdi. Daha sonra Catları mağlup etti.

 

Uygulamalarının Siyasi etkileri;

 

Sultan Mahmud bu seferleriyle Hint ülkesinde yüz yıllar sürecek olan Türk –İslam hâkimiyetinin temelini atmış, onun hâkimiyeti altındaki bölgelerde İslam dininin yayılması ve 1947 de kurulan Pakistan devletinin teşekkülünde önemli rol oynamıştır. Kuzey Hindistan fethleri ile Pencapta İslam dinine güçlü bir zemin hazırlamıştır. Hindistan’da daha sonra kurulan Türk devletlerine zemin hazırlamışlardır[13]. Hint yarım adasıyla İslam dünyasının arasındaki ticaret kültür hayatını canlandırmış bir çok Müslüman alim, edip ve şairin bu bölgeye yerleşmesi ile İslam kültürünün taşınmasında önemli rol oynamıştır

 

Sultan Mahmud samimi bir Sünni Müslümandı. Ehlisünnet inancının savunucusu olmuştur[14]. Batıni ve Rafızî Akımların yayıldığı ırak-ı acem üstüne sefer düzenledi (1029). Rey’ şehrini aldı oğlu Mesud’u buraya vali yaptı[15].  

 

Âlimleri Himaye eden Sultan Mahmud’un Şafii ve Hanefi düşünürlerine huzurunda münazaralar yaptırdığı bilinmektedir. Fars edebiyatında adaletin timsali olarak gösterilmiş onun döneminde birçok âlim yetişmiştir. Ülkesine Sünni olmayan dini akımların girmesine izin vermezdi [16].

 

Sultan Mamud döneminde yetişen ve onun yanında seferlere katılan sarayında bulunan Biruni’nin fikirleri döneminin ilim adamlarının ve halkının düşüncelerini tahlil etmemizde yardımcı olmaktadır. Biruni’nin şahsında din, ilim ve dönemin düşünce yapısı ile böyle bir şahsiyeti sarayında, seferlerinde yanında bulunduran sultanın fikir ve din bakışı tahlili yapılabilir. Biruni İslam dünyasının en büyük bilginlerindendi. Hintlilere yunan kültürünü, Müslümanlara Hint kültürünü öğretmişti. İlmi bütün amaçların üzerinde tutmuştur. İlimde ve günlük hayatında devamlı akılcı olan Biruni taassuptan akıl dışı faaliyetten uzak durmuş, ilim adamı kişiliği ile olaylara ön yargısız olarak yaklaşmıştır. Bunlar döneminin Türk İslam düşüncesinin örnekleriydi [17] .       

 

Sultan Mahmud Rey seferinde hastalandı ve Gazne’ye döndü ancak hastalığını bir türlü kabullenemedi yatağa girmedi 23 rebiülahir 421 de (30 Nisan 1030 )  Gazne’de oturduğu yerde vefat etti. İdari ve siyasi kabiliyeti ve muazzam fetihleri ile Türk İslam dünyasının önemli devlet adamlarından biri olmuştur, hayatının büyük bir kısmını  ( 45 yılı ) savaşlarda geçirmişti[18]. İslamı ve ülkesinin sınırlarını okyanusa kadar ulaştırmıştır  

 

Gazneli Mahmud Dönemindeki Dini Hareketler ve Coğrafik Etkileri:

 

Hindistan üzerinde gelişen ve bu gün bile etkili olan Hindu maneizm gibi akımlar göz ardı edilerek meseleye 11 yy İslam dünyası açısından bakılacak olduğunda. Şia, Batıni, Karmati, Rafızî gibi iç içe geçmiş ve birbirinden etkilenmiş dini akımlar olduğu görülmektedir. Medine’den ayrılan imamlar gittikleri yerlerin kendine has meselelerini çözmek için sünnetten yararlanarak o bölgelere özgü fetvalar vermişler[19] ve farklılıklar, akımlar oluşturmuşlardır. Bu akımların veya uzantıları olarak değişik isimlerde kendini bulan kollarının Gazneliler için bazı dönemlerde tehlikeli çıkışları olmuştur. Ancak bastırılmaları uzun sürmemiştir. Neler oldukları ve dönemlerine etkileri kısaca değerlendirilecek olursa; uzun süren etkileri ve taraftarının çokluğu temel olması gibi sebeplerle ilk akım olarak Şia ele alınabilir.   

 

Şîa kelimesi Arapçada şe-ye-a kökünden fırka, bölük, taraftar, yardımcı, bir kimseye uyan ve yardımcı olan manalarına gelen bir kelimedir. Geniş manada Hz. Peygamber'in vefatından sonra İmametin Hz. Ali ve evlatlarına ait bir hak olup nass ve tayinle gerçekleşeceğini iddia eden birbirlerinden farklı mezheplerin müşterek adıdır.

 

Şiiliğin ortaya çıkışı ile ilgili farklı bir görüş Hz. Ali ile ona rakip olan Emeviler arasındaki siyasi düşmanlık neticesi[20] yönetme hakkını elinde bulundurma isteği ile hareket edilmesidir. Şii fikirler İranlıların düşünce yapısına daha uygundur[21]. Yönetme hakkı Allah’ındır. İlahlaştırılan Hz. Ali vasıtasıyla İlahi yönetim hakkı Yemenlilerin malı olmalıydı[22]

 

Yahudi Hıristiyan Mecusi gibi başka dinli unsurların İslamiyet’e girmesi ile bütün bu milletler Şia’yı kendi eski dininin boyası ile boyamıştır. Bu unsurlardan en kalabalık olanı Farslılar olduğundan Şiilikte Fars ( İran ) etkisi daha çok görülmektedir[23].

 

Hz Ali Soyundan gelen ve altıncı imam olarak kabul edilen Ca’fer es-Sadık'ın taraftarları onun ölümü üzerine torunu Muhammed b. İsmail'e bey'at ettiler. Böylece Şîa bünyesinde İsmailiye adı ile anılan yeni bir fırka ortaya çıkmış oldu.

 

Aşırı bir Şiî mezhebi olan İsmailiye kuruluşundan itibaren bir buçuk asır süre ile gizli imamlar ve dâiler tarafından idare edildi. Basra, Kûfe, İran, Yemen, Bahreyn ve Kuzey Afrika'ya gönderilen dâiler, mezhebi yaymak için büyük çaba gösterdiler. III/IX. asrın sonuna doğru Suriye'nin Selemiyye şehrinden Kuzey Afrika'ya giderek burada mehdiliğini ilan eden İsmaili imamı Ubeydullah 297 (909) yılında Fatimîler Devletini kurmayı başardı. Kısa zamanda Mısır'ı ele geçiren Fatımiler, burada kurdukları müesseselerle yaklaşık üç asır süreyle Mezheplerini yaymaya çalıştılar. Fatımî halifelerinden el-Mustansır'ın 487 (1094) yılında ölümü ile birlikte İsmailiye fırkası Nizâriyye ve Müsta'liyye diye iki büyük kola ayrıldı.

 

Doğu ve Batı İsmailiye’si diyebileceğimiz bu iki koldan Müsta'liyye kolu kısa bir müddet Mısır'da hâkimiyetini sürdürmüş, daha sonra birbirinden farklı kollara ayrılarak Yemen'e intikal etmiştir. Buradan Hindistan'a geçen Müsta'liler, günümüzde Davudiler ve Süleymanîler olmak üzere iki kısma bölünmüşlerdir. Müsta'lî İsmailleri Hindistan'da halen Bohra adıyla anılmaktadırlar.

 

            İsmailiye'nin Nazıriye veya Batıniye diye adlandırılan diğer kolu ise İran'da Hasan Sabbah'ın şahsında büyük bir himayeci bulmuş, özellikle Kazvin yakınında başta Alamut kalesi olmak üzere diğer kalelerde yerleşen Nizarî fedaileri İslâm hükümdar ve devletleri için dönemlerinde daima bir korku unsuru olmuşlardır. Bütün İslam devletlerin uğraştıran hasan sabbah ve onun Batıni teşkilatı 900–100 yılları arasında yaklaşık üç asır boyunca özellikle Orta Asya ve Irak bölgesinde huzursuzluk ve anarşi kaynağı olmuşlardır. Batıniler başta Selçuklu veziri Nizamülmülk olmak üzere birçok devlet adamının da ölümüne sebep olmuşlardır. Düşünce tarihimizin zirve insanı Gazali ile etkileri neredeyse sıfıra düşürülmüş ve fikri planda savunucuları oldukça azalmıştır. Ayet ve hadislerin ilk anlamlarını kabul etmeyen, gerçek anlamları ancak tanrı ile ilişki kurabilen masum imamın bilebileceği temel görüşünü savunan Batınilerin doğu kısmı 1254 yılında Hülagü tarafından, Suriye Nizârleri ise 1273 yılında Sultan Baybars tarafından ortadan kaldırılmıştır Tarih boyunca Batıniyye, Sebiyye, Talimiyye, Melâhide vb. isimlerle anılmışlardır.

 

Esasen Batınilik eski Hint-İran dinleriyle sabiliğin ve Yunan felsefesinin İslamileştirilmesinden başka bir şey olmayan hükema mesleğinin katışımından meydana gelmişti. Temsilcileri Müslümanlığı tam kabul etmemiş ( dolayısıyla Müslüman olmamış )  kişilerdi. Telkinleri ve mezhep esasları Müslümanlığa aykırıdır[24].

 

Hindistan coğrayası üzerinde o dönemlerde etkili olan bir başka akım ise Yine Arabistan kaynaklı Rafızîlikti. Rafizi ismi, İslam Mezhepler tarihini inceleyen bir kısım kaynaklarda Şii-İmamiyye’nin karşılığı olarak kullanılmakla birlikte Tarihde Rafizi kavramının ilk olarak Ali b. Hüseyin Zeynelabidin’in (94/712) oğlu Zeyd’in (122/740) Emeviler’e karşı ayaklanması esnasında kullanıldığı görülmektedir. Rafızîlik, Şia fırkasının yirmi kolundan biri olarak ta tanımlanmaktadır. Hükümlerde içtihadı kaldırmıştır[25]  Hz Peygamberden sonra Hz. Aliye uyulması gerektiğini Hz. Ebubekir ve Ömer’e e uyanların yoldan çıkmış dinden çıkmış ve sapıklığa düşmüş olduklarını söylüyorlardı[26]. Önceleri halife Ebubekir ve Ömer'in imamlığını kabul etmeyen, onlara karşı çıkan kimselere Rafızi deniyordu fakat sonraki dönemlerde bir kısmı haksız olmakla birlikte bütün Şiilere bu ad verilmeğe başlandı, özellikle Osmanlılar, İranlıları bu adla anarlardı.

 

Arap yarım adası İran ve Mısır kadar orta Asya’da da etkisini 200 yıl kadar devam ettirmiş bir başka akım olan ise Karmatiler ise İsmâiliye fırkasının bir kolu olarak ve Ehl-i Beyt sevgisini istismar ederek kurdukları gizli teşkilat sayesinde siyâsi nüfuz elde etmeyi amaçlayan ve neticede Sünnî akideyi ortadan kaldırmayı planlayan bir anlayış ve yapıdaydılar. Hicri 2.  yy ( 8 yy ) da Batıniliği, İsmâiliye temsil ediyordu[27].  Karmatilik,  Kûfe, Bahreyn ve Suriye olmak üzere üç değişik bölgede ortaya çıkmıştı. Karmatî akidesi, esasını Şiîliğin Mehdilik fikirlerinden alıyordu. İlhamını ise yine muhtemelen başlangıçta, Suriye ve Arabistan çöl bedevileri arasında yayılmış olan İsmâilî propagandasından almıştı. Hamdan, Abbâsîler'in ülkede meydana getirdiği baskıdan yararlanarak "ortak mülkiyet" anlayışını amaç edinen bir tarikat kurdu. Görünüşte dini, gerçekte ekonomik bir hüviyet taşıyan bu tarikatın politik düşünceleri de vardı. İslâm Dini'nin getirdiği kuralların birçoğunu gereksiz sayıyor, özellikle Mazdekçiliğin görüşlerine uygun düşünceler ileri sürüyordu. İsmailiye Şiiliğinin dışında kalan bir fıkra olarak gelişmekteydi[28]  

           

İlk karmati isyanı Vasıt civarında (Kûfe) Hamdan ile 1 dinarlık vergi bahane edilerek başlamıştır ve 10 sene kadar devam etmiştir[29]. Bahreyn’de ortaya çıkan ve bedevilerden aldığı güç ile ağırlık kazanan karmatiler ikinci isyanlarında Ahsa’yı kendileri için müstakil bir devlet haline getirdiler. Karmatî faaliyetinin en büyük merkezi durumuna gelen Bahreyn'de güçlü ve iktisâdî bakımdan başarılı ve dayanıklı bir devlet kuran Karmatiler. Fatımîler'den de manevî yardım alarak Bağdat'da ikamet eden Abbasî halifelerine korkulu günler geçirttiler. Mekke yolunun Karmatiler tarafından tehdit edilmesi sebebiyle Müslümanlar o yıl haclarını edâ edemediler. Birkaç sene sonra Mekke'deki hacılara saldıran Karmatiler, Müslümanları kılıçtan geçirdiler ve Hacerü'l-Esved'i yerinden söküp Hecer'e götürdüler (317/930) Yaklaşık yirmi iki sene burada kalan mübarek taş nihayet Fatımî halifesi Mansur'un hususi emri ile Mekke'ye iade edildi (339/951). Abbasî halifeleri Karmatiler'le başa çıkamadılar ve Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah'dan yardım istemek zorunda kaldılar. Nitekim Melikşah, Türkmen reislerinden Artuk Bey'i Ahsâ ve Bahreyn bölgelerinde isyan halinde bulunan Karmatiler'i düzene sokmak vazifesiyle Hulvan (Luristan)'a gönderdi (469/1077). İlk seferinde başarılı olamayan Artuk Bey, ikinci seferinde bu isyanı bastırdı.

 

Karmatiler’in Horasan'daki hareketleri ise 260 (873)'da Rey şehrinde Halaf ile başlamıştır. Bu arada Cürcan Emiri’de Karmatileri desteklemiş onlarla birlikte etmiştir. Merv ve Deylem'e yayılan hareket kısa bir müddet sonra gerilemiş olmasına rağmen Doğu Horasan'da sınırlı bir şekilde de olsa tutunabilmiştir.

 

Irak bölgesinden yayılmaya başlayan karmatiler buradan Bahreyn, Suriye, Kufe, Rey, Horasan, Maveraünnehir, Multan, Sind, ve Yemen'e propagandalarını yaydılar ve etkilide olular. İsmaili esaslı olan bu Karmatiler Bahreyn’de bir karmati devleti bile kurmuşlardır[30].

             

Sonuçta İsmâîIî ve Karmatî gruplarının faaliyetlerini durdurmak amacıyla Ortaçağ İslam dünyasında Tolunoğulları, Sacoğulları, Seçuklular, Gazneliler gibi birçok devlet yöneticisi mücadele etmişlerdir.

 

                                                                     Ömer DENİZ

                                                                                                   Erc.Ünv.Sos.Bil.E.                                                                                                     Y.L.1  Dönem

                                                                      

KAYNAKLAR:

 

1 - BAYAR Y.Hikmet. Hindistan Tarihi Türk tarih kurumu Ankara 1946

2- DUMANOĞLU Mehmet. Mezheplerin ortaya Çıkış Nedenleri Şia, Sünnilik, Alevilik. Ocak yayınları Ankara 2000

3-  EBU ZEHRA Muhammed. İslamda Siyaset ve Mezhepler Tarihi. Çev Osman                

4 - ECER Ahmet Vehbi.  Şia ve Doğuşu. Kayseri 1984 

5 - EKİCİOĞLU. Yağmur yayınevi İstanbul 1970

6- El- EŞARİ Ebu’l Hasan. İlk Dönem İslam Mezhepleri. Çev. Mehmet DALKILIÇ İstanbul 2005

7 – Fikret Türkler Cilt 8 semih ofset. Ankara 2002

8 - GÖLPINARLI Abdulbaki. Türkiye’de mezhepler ve Tarikatlar İnkılap yayınları İstanbul 1969

9- KÖSEOĞLU Nevzat Türk dünyası tarih ve Türk Medeniyeti üzerine düşünceler. Ötüken yayınları ist 1991

10- MERÇİL. Erdoğan Gazneliler. Türkler Cilt 5

11- ORAL Osman. İslam Mezhepleri Tarihi. Oral Yayıncılık Kayseri

12- VELHAUSEN Julius. İslamiyetin İlk devrinde Dini Siyasi Muhalefet partileri çev. Fikret IŞILTAN T.T.K. Ankara 1989

13- YAZICI Nesimi. Türk İslam Devletleri Tarihi. Diyanet yayınları Ankara 2006

14- YILDIZ Hakkı Dursun Büyük İslâm Tarihi Cilt III, 287

15- YÜKSEL Ahmet Turan. İlk Müslüman Türk Devletlerinin Siyasi Kültürel Ve Medeniyet Tarihi Üzerine. Selçuk Ünv İl. Fak Yay.  

16- İslam Ans. Ankara 2003 cilt 27

17- İslam Ans. TÜRK Diyanet vakfı İstanbul 1946



[1] YAZICI’YA  göre bu tarih 14 Kasım 970 tir.

[2] İ.A. s.362 

[3] YAZICI s.179

[4] İ. A s.479

[5] BAYAR  s.218

[6] Beklide  din  bahane edilerek

[7] MERÇİL s.482  

[8]  Uzun adı Ebü’ül-Kasım Yeminü’d-devle ve Eminü’l-mille,  Kehfü’l-İslam ve Nizamü’d-din, Gazi Mahmud Bin Sebük Tegin olmakla birlikte Emin’ül Mille lakabını Kadir Billah tan sonra gelen Abbasi halifesi  Hindistan seferi sonrasında vermiştir

[9] MERÇİL  S.31

[10]  BAYAR s.212  

[11]  A.g.e.  s.212  

[12]  MERÇİL  s.482

[13] YÜKSEL S.86 Kutbiler, Bababalabanlılar,Tuğluklar, Kalaç Sultanlığı, Baburlar 

[14] A.g.e. s. 87

[15] KÖSEOĞLU  s.51

[16] A.g.e. s. 51

Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !