GÜLLÜK KÜLLİYESİ - Güllük Medresesi ve Güllük camisi

GÜLLÜK  KÜLLİYESİ

 

(Güllük Medresesi ve Gülük Camii)

 

(Ömer DENİZ*)

                                                          

              Bütün Anadolu’da Türklerin hâkimiyetinin yayıldığı 1000’li yıllardan itibaren başlayan Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden kalma birçok eser bulunmaktadır. XIII ve XIV yüzyıllar Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşması dönemidir. Birçok kimse tarafından kabul edildiği gibi 1071 yılı büyük atılımın başlangıcı olarak değerlendirilmektedir. Bu tarihten itibaren Selçuklular Anadolu içlerine doğru müessese ve medeniyetleri ile birlikte ilerlemişlerdi[1]. Anadolu’nun tamamı için geçerli olan bu durumda Kayseri’de Anadolu’dan farklı değildir. Sultan Alaaddin bu kaleyi (Kayseri Kalesini) Rumlardan alan kişidir[2]. İl merkezinde ağırlıklı olarak Selçuklu Türklerinden kalma eserlerle dikkati çekmektedir. Bu eserler daha çok, hanlar, hamamlar, külliyeler, türbeler, medreseler, çeşmeler ve camilerdir.

 

            Danişmendli devleti  parçalanıp nihayet II Kılıçaslan tarafından toprakları Anadolu Selçuklu devletine katılınca Danişmendli ailesinden emirler Selçuklu devleti hizmetinde vazife almışlardır. Bunlardan Melik Mehmed Gazinin kardeşi yine Danişmendli hükümdarlarından yağıbasanın oğlu Muzaffereddin Mahmud amcasının yaptırmış olduğu Kayseri Ulu camini yine H.602 yılında tamir ettirmiştir. Muzaffereddin Atsız Elti hatun ise ceddine ait olması lazım gelen Kayseri Güllük Camisinin tamir ve ekler yaptırmıştır bu yapı birbirine bitişik cami ve medrese planının Anadolu’daki ilk örneklerindendir[3]. Göde’nin anlatımında Yağıbasan Ailesi Kayseri’de iyilik ve temizliği ile parlamış olup Atsız Elti Hatunun babası Ulu camiyi onarmıştır. Kendisi Emir Muzaffereddin’in kızıdır[4].

 

            İşte bu eserlerden biri olan Gülük külliyesi, Kayseri ili Melikgazi ilçesinde halen kendi adıyla anılmakta olan Gülük Mahallesi’nde yer alır. Cami medrese ve onların hemen yanında yer alan ve günümüzde bulunmayan hamamdan oluşmaktadır. Hamam kısmının son dönemlerde kullanılmadığı bilinmekte birlikte 1934 -36 yılına kadar ayakta kaldığı ve 1938 yılında yıkıldığı anlatılmaktadır[5].  (Resim1.)


            Külliyenin veya caminin inşa tarihini ve banisini belirten bir kitabesi yoktur. Yapı üzerinde bulunan iki kitabeden daha eski olanı kuzeydoğu cephede yer alan ve sonradan eklenen taçkapı üzerindedir.

 

GÜLLÜK MEDRESESİ ;

 

            Güllük (Kölük) Camii ve Medresesi, etrafındaki binalar zamanla yıkıldığı için bu gün büyük bir alanın ortasında tek başına kalmıştır. Yapıldığı dönemde Cami, medrese ve hamamdan meydana gelen bir yapılar bütünü (külliye)olarak inşa edilmişse de, hamam ne yazık ki günümüze ulaşmamıştır. (Resim 2.)

 

            Danişmentliler döneminde yaptırılan cami ve medreseden oluşan Gülük Külliyesinin inşa tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, 1210/11 yılında Sultan Mehmet Melik Gazi’nin yeğeni olan Yağıbasan Mahmut kızı Atsız Elti Hatun tarafından onartıldığı kitabesinde yazmaktadır. Eserin inşası 12. yüzyıl ortalarında gerçekleşmiş olmalıdır. (Resim 3.)

 

            Güllük cami 1334 tarihinde meydana gelen bir depremde yıkılmış o tarihte camiye adını veren Güllük Şemseddin tarafından onartılmış ve bir çokta arazi vakf ve ihda edilmiştir. 1251 senesinde yine bir depremde caminin kuzeye bakan duvarı eğilmiş ve 1273 senesinde kısmi tamiri yapılmıştır. O dönemde caminin bitişiğinde ufak bir sıbyan mektebi ve doğuya bakın kapısının önünde muntazam bir çeşmesi vardır. Adı geçen çeşme 1722 tarihinde Matbah-ı Amire Emini Hacı Halil Efendi tarafından yeni olarak inşa edilmiştir. Üzerindeki mermer kitabede yer alan Manzum Tarih rakamının tamamı olan 6 beyti şu şekildedir[6].

 

1)Sur Emini hem emini matbah ol Hacı Halil.

Kim sezadır cümle ehl-i hayra olsa pişva

 

2)Karta ab’ı yok iken bu çeşmeyi tamir idüp

Kayseriyye şehrin ihya itdi hakka bi riya

 

3)Mahvid’i namı Güllük hem saffa eyyamdan

Şimdi namın eyledi tashih ol sahib ata

 

4)Ta kıyamet hayrile yad eyleyüb ehl-i beled

Ol kerimin zatı ile fahrı iderlerse seza 

 

5)Fahr-ı Alem hürmetine yevm-i mahşerde ana

 Kase sunsun saki Kevser Aliyyi Murtaza

 

6)Teşnekane Hal’i dille nola  bu tarihi’dir.

İç Hasan ile Hüseyn-i Kerbela aşkına ma.

 

   Açıklaması

 

1)”Sur ve Matbah eminliği vazifelerinde bulunan Hacı Halil Efendiye hayırseverler önderi denilse layıktır”

 

2)”Bu çeşmenin bir damla suyu yok iken tamir ettirerek Kayseri şehrini gerçek olarak ihya etmiştir”

 

3)”Güllük adı zaman sayfasından silinmekte iken, şimdi onun adını cömert Hacı Halil yeniden canlandırdı”

 

4)”Şehir halkı onun adını kıyamete kadar yad edeceklerdir. Ve yine onun varlığı ile övünürlerse layıktır”

 

5)”Fahr-ı Alem Hazreti Peygamber Aleyhüs-selam hürmetine mahşer gününde Kevser ırmağının sakisi olan Hazreti Aliyyül Murtaza  ona kase ile Kevser suyundan ikram eylesin”

 

6)”Susamış canı gönülden şu tarihi söylerler haydi bu çeşmeden su iç hazreti Hassan ile Kerbela şehidi Hazreti Hüseyin adına[7] “ sene 1335 Hicri.

 

            Sözü edilen Cami şerifin kura ve vakıf gelirlerinden başka Evkaf idaresince Mukayyed  2382 kuruş aşarı mevkufe bedeli ve beş adet görevli hademesi vardır[8].                   


            Taçkapı üzerindeki bu kitabe üç satırdan ibaret olup, Selçuklu sülüsü ile yazılan 1325 Rumi (M.1909) tarihli kitabesi şöyledir:

 

            Bismillahirrahmanirrahim / İnnema ya’müru mesacid’allahi men amene billahi / v’el-yem’il Ahiri ve ikame’s Salate sene-1325[9].    

 

       Açıklaması

 

"Bu binayı Keyhüsrev'in oğlu, dünya ve dinin şerefi, fetihler sahibi, Müminlerin Emiri’nin ortağı, büyük Sultan Keykavus'un hakimiyeti zamanında, Allah'ın en zayıf kulu, iffetli kadın, Yağıbasan oğlu Mahmud'un kızı Atsuz Elti Hatun 607(1210) yılında onartmıştır. "

Denilmektedir[10].  (Resim 4.)

 

            Birleşik bir mimari tarzda inşa edilmiş olan Medrese, aynı adı taşıyan camiye üç kemerle bağlanmıştır. Küçük bir medresedir. Kitabesi Cami giriş kapısının üzerindedir

 

            1334 tarihinde meydana gelen deprem sonucu hasar gören cami ve medrese ikinci  kez  onarım görmüştür. 1335 yılında Alemuddin oğlu Külek tarafından onartılmıştır ve cami bundan sonra onun adıyla anılmaya başlamıştır[11]. (Resim 5).


            1335 yılında cami için düzenlenen vakfiyede birçok arazi camiye vakfedilmiştir. Ancak bu vakıfnamede cami ile beraber inşa edilen medreseden bahsedilmemiştir. Bunun muhtemel sebebi, deprem ile yıkılmış olan medresenin onartılmayarak bir bölümü ile cami harimi içine dahil edilmiş olabileceğidir. Bu durumda medrese 1335 yılından sonra bir daha kullanılmamıştır. Ancak 1970’li yıllarda yapılan yenileme çalışmalarında cami içinde sondaj çalışmaları ve araştırmalar yapılarak toprak altında kalan bölümler ortaya çıkartılmıştır. Bu şekilde medresenin varlığı anlaşılabilmiştir. (Resim 6.)

 

            Bu medrese Kayseri’de bulunan medreseler içerisinde çok farklı bir özelliğe sahiptir.  Medrese bölümü, cami ve medreseyi meydana getiren yekpare binanın batı tarafında iki katlı olarak inşa edilmiştir. Camiye içten bağlantılıdır, tek eyvanlı ve içerdeki odalar iki katlıdır. Kayseri’de iki katlı odaları olan tek medrese budur. Kuzey cephede yer alan orijinal kapıdan medreseye girilmektedir. Kapıdan ise üstü çapraz tonoz ile örtülü dikdörtgen bir hole girilmektedir. Bu holün doğusunda üstü çapraz tonoz ile bir oda yer almaktadır. Holün batısında, kuzey duvarına bitişik üst kata çıkış merdiveni yer almaktadır. Kapı girişinin sağında beş oda yer almaktadır. Karşı köşede büyük bir dershane ve onun cami duvarıyla bitişen yanında eyvan bulunmaktadır. İkinci kattaki, odalara giriş kapısının yanındaki iç merdivenden çıkılmaktadır. (Resim 7.)

 

            Bu holün güneyinde, medrese avlusuna açılan çift merkezli bir kemer yer almaktadır. Medrese avlusu; güneyinde eyvan, doğu, batı ve kuzey yönlerinde ise ayak ve kemerlerle sınırlandırılmıştır. Avlunun üstü çift merkezli beşik tonoz ile örtülmüş olup, tonozun ortasında dikdörtgen bir ışıklık bulunmaktadır.

           

Avlunun güneyinde yer alan eyvanın güney duvarında bulunan iki pencereden üstte yer alan şevli pencere sonradan eklenmiş olup, üstü kemerli ve sağır niş şeklindeki tepe pencereli alt pencere ise orijinaldir.

 

            Avlunun kuzey ve batı yönlerinde yer alan kemerler iki katlı olarak inşa edilmişlerdir. Bunlardan batı yönde bulunan alt kemerlerden ana eyvana bitişik olan ilk kemer küçük bir eyvan şeklinde, diğer ikisi ise kemer olarak yapılmıştır. Bu kemerlerin arkasında dar uzun bir koridor vardır. Revak şeklindeki bu koridora kapıları açılan altı oda vardır. Bu odalardan güney kısmında yer alan iki tanesi küçük eyvana, diğer dört oda ise koridora açılmaktadır. Küçük eyvana açılan ve güneybatı köşede yer alan oda diğer bütün odalardan büyük olup iki katı içine alacak şekilde yüksek yapılmıştı.

 

            Medrese kapısının girişe göre sağ tarafında kalan merdivenlerden üst kata çıkılmaktadır. Merdiven çıkışının doğusunda bir hol ile güneyinde, kuzey-güney doğrultusunda uzanan 1,52 metre genişliğinde, 12,60 metre uzunluğunda uzun bir koridor yer almaktadır.

            Koridorun batı yönünde beş hücre yer almaktadır. Bunlardan merdiven çıkışındaki ilk hücrenin cephesi sonradan değiştirilmiş olup derinliği 3,15 metre, genişliği ise 3,26 metredir. Diğer dört hücre ise ufak farklılıklarla birbirinin aynıdır. Bunların derinlikleri 3,40 ile 3,62 metre, genişlikleri ise 2,10 ile 2,18 metre arasında değişmektedir. Bu hücrelerdeki kapı arkasına rastlayan ocakların sonradan yapılmıştır. Her hücrenin sokağa açılan bir penceresi vardır.

 

GÜLLÜK CAMİİ ;

 

            Yerel geleneğin dışında abidevi bir çini mihraba sahip olan Gülük Camii, bu özelliği ile Kayseri eserleri arasında ayrıcalıklı bir konuma sahipti ve Cami-i Kebir den sonra ikinci büyük camidir. Camiye ismini veren Güllük Şemseddin (M.1334 ) tarihinde eserin geçirdiği bir zelzele sonrası tamirini yaptırmış ve bu isimle anılır olmuştur.[12] İlk dönemlerinde düz ve toprakla örtülü olan bir damı vardır[13].   

 

            Kitabesinden anlaşıldığı kadarı ile Danişmendoğulları döneminde 1210–1211 yıllarında Atsız Elti Hatun tarafından yaptırılmıştır. Medrese ve hamamı ile birlikte bir külliye şeklindedir.

           

            Küçük olan medreseye göre daha büyük olan Cami, Medresenin batı kısmındadır.  Cami 530 metrekarelik bir alanı kaplar. Kuzeyde ve kuzey/Doğu köşesinde olmak üzere iki kapısı vardır.

 

             Caminin kapıları Selçuklu tezyinatıyla işlenmiştir. Köşeden girişe sahip tek camidir. Etrafı inşaat artıklarıyla dolduğu için buraya da merdivenle inilir. Cami, 1722'de Mâtbah-ı Amire- Emini Hacı Halil Efendi tarafından yeniden onarılarak günümüze kadar kazandırılmıştır. Cami önünde bulunan ve aynı dönemde yapılmış olan hamam harabesi de 1990 yılında topraktan ayıklanarak gün yüzüne çıkarılmış ve yeniden inşa edilmek üzere korumaya alınmıştır. Bu tarihte çeşmesi de onarılmıştır. Cami halen ibadete açık tutulmaktadır fakat bahsedilen çeşmesi yoktur.(Resim 8.)

 

            Kuzeydeki kapı kemerinin üstünde üç satırlık tamir kitabesi vardır. Bismillahirrahmanirrahim / İnnema ya’ muru mesacid’ Allahi men amene billahi / ve’l yevmi’l ahir veikame’s salate (1325). “Alah’ın mescidlerini Allaha ve ahiret gününe inanan namazı kılan kimseler yapar ve yaşatır” anlamına gelen bu kitabe 1907 ye denk gelmektedir. Bu yazı ve mermer kitabe lala paşa caminin batı kapısındaki ve kalem kırdı camisi iriş kapısı üstünde bulunan yazıları andırmaktadır. Aynı yıllarda aynı usta eliyle yapılmış olabilir[14].

 

MİHRABI;

 

            Caminin en önemli kısmı Selçuklu Çini san’atının şaheserlerinden olan mihrabı teşkil etmektedir Bunası daha önceleri mevcut olan oval taş mihrabın üzerine 18YY da çini kaplanarak yapılmıştır. Selçuklu sülüsü nefis bir yazıdır. Kıble duvarında kubbe eteğine kadar yükselen çini mihrap bulunur. Mimari süslemede çiniyi yer yer kullanmış olmakla birlikte daha ziyade mahalli bir malzeme olan taşı benimsemiş olan Kayseri’de mahalli geleneğin dışına çıkılarak ortaya konmuş böylesine muhteşem bir eserin varlığı mozaik, çini mihrapların bir gelenek halinde inşa edildiği Konya ile bir bağlantı kurmak suretiyle açıklanabilir. Kitabe zeminindeki ahenkli örgülü ve çiçekli yazının istifi bir olgunluk göstergesidir[15].         

 

MİMARİ ÖZELLİKLERİ;

 

            Eser tümü ile 34X25,5 metre ölçülerinde enine dikdörtgen bir alanı kaplamaktadır. Caminin ince yönü blok taşlarla inşa edilmiş olup; değişik onarımların izleri oldukça belirgindir. Yaklaşık 924 arşınkare yani 530 metre karedir.32 kemer ayağı üzerine bina edilmiştir[16].

 

            Binanın güney cephe duvarında iki alt ve üç üst penceresi bulunmaktadır. Bu pencerelerden bir alt ve üst cami bölümüne diğerleri ise medrese bölümüne aittir. Batı cephesinde yer alan alt pencere ise iki katlı medresenin üst odalarına aittir. Doğu cephe duvarı ise zeminde 2,5 metre yükseklikte dört adet dikdörtgen pencere vardır.

 

            Caminin kuzey cephe duvarı ise caminin ve medresenin ön cephe duvarıdır. Bu cephede, kuzey doğusunda bulunan ve Atsuz Elti Hatun tarafından yaptırılan Taçkapı, ondan sağa (batıya) doğru 11 metre uzaklıkta cami kapısı ve cami kapısından yaklaşık 8 metre uzaklıkta ise medresenin giriş kapısı bulunmaktadır.

 

            Cami kapısının kemeri, dokuz ince yonu taşından meydana gelmiş olup; hemen üzerinde bir rozet ve 1335 tarihli onarıma ait kitabe bulunmaktadır. Cami kapısının kemerindeki üzengi taşları profillidir.

 

            Cami girişinde aynı zamanda mihrap aksının bulunduğu ve kuzey-güney doğrultusundaki derinliği 22.66 m., genişliği ise 5.56 ile 5.80 m. arasında değişen bir sahına rastlanmaktadır. Bu sahın güneyinde mihrap, kuzeyinde kapı, doğu ve batı yönlerinde ise ayaklar ve kemerlerle sınırlandırılan orta sahın durumundadır. Caminin giriş bölümü 45,54 m. genişliğinde, 3,73 m. derinliğinde olup, bu bölümün döşemesi cami döşemesinden 58 cm. yüksekliktedir. Bu bölümün üstü mihrap doğrultusunda dik olarak uzanan çift merkezli beşik tonoz örtmektedir.

 

            Caminin avlu mekanı doğu ve batı yönlerinde değişik açıklıktaki üç kemer ve dörder ayakla sınırlandırılmış olup, üstü yine giriş bölümünde olduğu gibi çift merkezli beşik tonoz ile örtülüdür. Bu tonozun orta kısmında 3,80 x 5,80 m. ölçüsünde dikdörtgen bir açıklık vardır. İlk hali Selçuklu mimarisinde görülen ve cami ortasında bir açıklık(ışıklık) olduğu tespit edilmiştir. Bu açıklık sonradan doğu ve batı yönlerine yapılan ek kemerlerle kareye dönüştürülmüş ve buraya 3,60 m. çapında bir kubbe yapılmıştır.

 

            Caminin mihrabının bulunduğu bölüm 5,50X5,56 metre ölçüsünde kare mekandır. Doğu, batı ve kuzey yönleri kemer ve ayaklarla sınırlandırılmış olup güney duvarında kubbe eteğine kadar yükselen çini mihrap bulunur. Mihrap üstü kubbesi güney duvar ile doğu, batı ve kuzey yönlerindeki kemerlerin aralarında yer alan trompvari şekilde tuğladan inşa edilmiş üçgen nişlere oturmaktadır. ( Resim 9.)

 

            Bu bölümün kıble duvarında bulunan mozaik çini mihrap, anıtsal boyutlara ulaşmış ölçüleri ve dekoratif görünüşü ile bütün mekâna hakim bir unsur olarak belirmektedir. Kubbe eteğine kadar çıkarak 7,32 m yüksekliğe ulaşan 4,20 m. genişliğindeki bu muhteşem mihrap sağ tarafında bulunan 90 cm. enindeki minbere yer açmak amacıyla 30 cm. kadar sol tarafa yanaştırılarak akstan kaydırılmıştır. Mimari süslemede çiniyi yer yer kullanmış olmakla birlikte, daha ziyade mahalli bir malzeme olan taşı benimsemiş bulunan Kayseri'de mahalli geleneğin dışına çıkılarak ortaya konmuş böylesine muhteşem bir eserin varlığı, mozaik çini mihrapların bir gelenek halinde inşa edildiği Konya ile bir bağlantı kurmak suretiyle açıklanabilir. Yapım tarihi ve ustası kesin olarak bilinmeyen bu mihrap sanat tarihi araştırıcıları tarafından 13. yüzyılın ikinci yansına veya sonlarına tarihlendirilmektedir.

TAÇKAPI;

            Atsuz Elti Hatun tarafından yaptırılan onarımda kuzey cephe ile doğu cephe duvarlarının bitiştiği köşe 45 derecelik pahla kesilmiş ve meydana gelen yüze 4,09 m. genişliğinde, 6,76 m. yüksekliğinde bir taçkapı inşa edilmiştir.

 

            Taçkapının en dışında 18 cm. genişliğinde düz bordür vardır. Taçkapıyı çepeçevre kuşatan ve bunun iç kısmında yer alan 24 cm. genişlikte, 6 cm. derinlikteki iç bükey bordürün içi birbirini takip eden üç köşeli yarım yıldızlarla süslenmiştir. Bunun iç kısmında yüzeyi geometrik geçmeli bir örgü motifi ile dekore edilmiş 23,5 cm. genişliğindeki bordur vardır.

            Bu motifte 2 cm. genişliğindeki taş şeritlerin muhtelif yönlere uzantılarından sekizgen, beşgen gibi çeşitli geometrik şekiller meydana gelmiş ve bu şekiller de yüzeyden 1 cm. kadar kazılarak ışık-gölge kontrastı temin edilmiştir. Bu bordürün iç tarafında eşik kotundan 2,50 m'ye kadar yükselen ve giriş nişinin her iki yanında yer alan silindirik sütunçeler bulunmaktadır. Bu sütunçeler yarım daire şeklinde sütun başlıkları ile son bulmaktadır. (Resim 10.)

 

MİNARENİN YAPILMASI VE YENİDEN YIKILMASI;

 

            Güllük Camisi ve Medresesi'nin ana giriş kapısının önüne 1997 yılında 40 metre yüksekliğinde bir minare yapılmıştır. Birçok tartışmalara rağmen ve Bazı sanat tarihçilerinin karşı çıkmasına rağmen yaptırılan büyük boyutlu[17] iki şerefiyeli minarenin caminin ve medresenin zeminine zarar verdiği görülmüştür. Selçuklu mimarisinin tüm özelliklerin taşıyan taç kapısındaki işlemeli taşların bir bölümü ile zemindeki çöküntü ve oynama nedeniyle kırılıp dökülmeye başlaması ile Yıkılma tehlikesi başlayan cami bir süre sonra ibadete kapatılır. Kayseri Vakıflar Bölge Müdürlüğü, restore edilmesine karar verdiği tarihi camiye hem zarar veren, hem de görüntüyü bozan minarenin yıkılması için Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kuruluna başvurur. Kurul, minarenin yıkılarak, caminin eski haline getirilmesine karar vermesi ile minare ve sonradan ilave edilmiş olan ve Selçuklu camilerinde bulunmayan çatı sökülerek kaldırılır. Caminin orijinal iki kubbesini yeniden ortaya çıkartılır. (Resim 11  )



*  Ömer DENİZ . Erciyes Ünv. İslam Tarihi ve San'atları Bölümü. Türk İslam Tarihi Y.L.2  

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !