İLHANLI DEVLETİNİN ANADOLU ÜZERİNDE İZLEDİĞİ SİYASET VE DEVLETİN

İLHANLI DEVLETİNİN ANADOLU ÜZERİNDE İZLEDİĞİ SİYASET VE DEVLETİN İSLAMLAŞMA SÜRECİ

 

            Siyasi Arka Plan;

 

Onüçüncü Yüzyılın ilk çeyreğinde Moğolistan bozkırlarında meydana gelen siyasi değişiklik parçalanmaya yüz tutmuş ortadoğu coğrafyasındaki halk ve devletler üzerinde dengeleri değiştirecek büyük etkilere sebep olmuştu.

Cengiz han 1227 de öldüğünde kurmuş olduğu Moğol hakimiyet sahası coğrafi sınırlarının en üst seviyesineydi.

Cengiz’in ölümü ile yerine geçen sırasıyla Ögedey, Gödük ve Mengü, Moğol devletinin büyük hanı olmuşlardı. 1251 de kurultay kararı ile Büyük han seçilen Tuluy un oğlu Mengü, tahtı devralınca ülkesinde düzenlemeler yaptı[1]. Hükmettiği geniş toprakları daha da genişletmeleri ve idare etmeleri için büyük kardeşi Celayir’i doğu tarafa Çin sınırına ve küçük kardeşi Hülagü’yü batı tarafına göndermişti. Ceyhun nehrinden Mısır’a kadar olan bölgenin hakimiyetini Hülagü’nün elinde tutması gerekiyordu. Bunun anlamı Anadolu İran Irak ve Ön asya ülkelerinin Moğolların hakimiyeti altına girmesiydi. Cengiz hanın oğullarından Ögedey ile başlayan mücadeleler sonucunda Celaleddin Harzemşah’ın hakim olduğu İran ele geçirilmiş,  kösedağ savaşı (1243) ile de Anadolu Selçuklu devleti Moğol tahakkümü altına girmişti. Moğollara göre Müslümanların itaat altına alınması ve denizlere doğru yayılabilmek için Abbasi halifeliğinin ve İsmaililerin ortadan kaldırılması gerekiyordu. Hülagü bu amacına ulaşma için bölgedeki ermeni kralı Hertumdan dahi destek alarak Semerkand’a kadar ulaştı. Hülagü’nün önünden kaçan Baycu, Kösedağ savaşı ile hakimiyet atına alınan Anadolu’yu geçti ve Erzurum’dan Aksaray’a kadar bütün Anadolu’yu tahrip etti. Önünde durmak isteyen Selçuklu sultanı İzzedin Keykavs yenildi ve itaatini tekrarladı. Hülagü bu sırada geri dönüp İsmaililleri bertaraf etmiş, Rükneddin şah ve taraftarlarını Alamut kalesinde bozguna uğratmıştı. Batıni İsmaililerin ve Rükneddin öldürülmesi bölgede bulunan ve Batıni tehlikesini iyiden iyiye hisseden Müslümanları bir derece rahatlattı fakat daha büyük bir tehlike olan Moğol tehlikesi kapıdaydı. Abbasi halife El-Mutasım bu tehlikeye karşı yeterli olamadığı gibi yanındaki Arap hainlerinde düşman saflarda yer almaları ile Bağdat’a giren Moğollar Abbasi halifeliğine son verip büyük bir katliam ile tarihte kendilerine söylenenleri( barbar )  haksız çıkartmayacak bir yer buldular. Hülagü kendisine kafa tutanların mülklerini yakıp yıktığı halde itaat edip boyun eğenlerinkini tahrip etmemişti. İlhanlı devleti kabul edilebilir görüşle bu şekilde 1256 da Hülagü’nün İran’a gelmesiyle merkezi Tebriz olmak üzere kuruldu[2].

 

Ancak Hülâgü’nün acımasız bir İslâm düşmanı olması ve yaptığı savaşlarda 800.000 Müslüman’ı, kadın-erkek demeden, katlettirmesi kendisine karşı olanların sayısını artırdı. Bunların başında Ayn-Calut’ta İlhanlı ordusunu bozguna uğratan Memlûkler ile Altınordu Hanlığı gibi Müslüman devletler gelmekteydi. İlhanlılara karşı ortak düşmanlık Memlûkler ile Altınordu arasında siyasi ve ticari bir ittifakın doğmasına sebep oldu. İlhanlılar da Avrupalı Hıristiyan devletler, Doğu Akdeniz sahillerindeki Haçlı şehirleri, Kilikya Ermenileri ile Müslümanlara karşı ittifak yapmaya çalıştılar. Hülâgü’nün hanımı Dokuz Hatun, Nasturî mezhebinden bir Hıristiyan’dı. Hülagü’nün Hıristiyanlara sempati duyması beklide bu yüzdendi.

 

Yaklaşık 80 yıl siyasi olarak varlığın sürdüren İlhanlı devleti Annesi Hıristiyan olan kendisi ise önce Hıristiyan daha sonra Müslüman olan ve mezhepler arası çekişmeleri gördüğü için tekrar Şamanlığı seçen hükümdar Olcaytu zamanında noyanların yönetimde söz sahibi olmaları ile ilk zayıflama belirtilerini göstermeye başlamıştı. Daha sonra yönetime gelen ilhanlıların zayıf siyasi kişilikli olmalarının da etkisi ile devlet iyice güçsüzleşerek varlığını sürdürmeye çalışmıştır. Siyasi varlığını bir süre bu şekilde sürdürdüyse de merkezi idareden yoksun kalan küçük emirler kendi başlarına hareket etmeye başladılar. Bağdat taraflarında Celâyirliler Sülâlesi, Anadolu’da beylikler, Fars’ta Muzafferiler, Mâzenderân’da Sarbâdârlar gibi devletçikler kuruldu. Eski İlhanlı topraklarında bu devletçiklerin kavgaları, Tîmûr Han zamânına kadar devâm etti. Çok geçmeden İlhanlı İmparatorluğu parçalanarak yerini mahallî hanedanlar aldı. Zayıf olan ilhanlı merkezi yönetimi 1336 da Musa han’ın vefatına kadar devam etti. [3]

 

Anadolu’daki gelişmeler ve Devletin İslamlaşması;

 

            Olcaytu’nun han olduğu dönemden itibaren Anadolu idareciliği ilhanlılar için merkezi mücadelede güç veren bir kuvvet olmuştu[4]. Büyük ilhanlı topraklarının doğu kısmı horasan, batı kısmı Anadolu olarak kabul edilir ve yönetim buna göre düzenlenirdi. Olcaytu 1243 -1277 arasıda Anadolu Selçuklu sultanlarını memleketin idaresi için vali olarak tayin etmekteydi. Türkler Moğolların ilk dönemlerinde gördükleri baskı yüzünden Doğu ve Orta Anadolu'dan batı bölgelerine doğru göç etmek zorunda kaldılar. 1277 de görüntü değişti ve Mısır Memlüklü sultanı Baybars kafir Moğollara karşı bilhassa ulemanında yardımı ile Anadolu’yu mısır a bağlamak için Niğde’de Hatıroğlu, Diyabekir’de  Baycar,ı isyana teşvik etti. Baybars bütün ordusu ile Moğol emirlerce yönetilmekte olan Anadolu’ya girdi ve Kayseri’ye kadar ilerledi. Fakat Anadolu’daki Moğol karşıtı bu isyan yerli yöneticiler ve halk arasında çok taraftar bulamamış olmalıdır ki desteksiz kalan Baybars geri çekildi. Bu tehlikeyi bertaraf edemeyen İlhanlı valisi Abaka han durumu kurtarmak için kardeşi Kongurtay’ı Anadolu’ya göndereceği ordunun başkumandanı tayin etti ve kendi veziri ile birlikte orduyu gönderdi. Kongutay zaten az olan Baybars yanlısı asileri yakaladı, vergiye bağlayarak doğu Türk oymakları ve tümenleri oluşturup bunları memleketin her tarafına yerleştirerek geri döndü. Kongutay tarafından Anadolu’da kurulan tümenlerdeki beyler topladıkları vergileri merkeze gönderirlerdi merkeze bağlı olarak çalışırlar ve uzun süreler görevlendirildikleri yerlerde kalırlardı. Emirler Bir süre sonra yerli Müslümanlara ticari ilişkiler ve evlilikler neticesi Müslümanlığı öğrenip kabul etmeye başladılar kalıcı olarak çalıştıkları yerlere yerleştiler.

 

Anadolu’nun Yönetimi;

 

Yöneticilerin ve merkezi Devletin İslamlaşması;

 

Moğol idaresi diğer yerlerde olduğu gibi Anadolu’da da askeri bir sisteme dayanmaktaydı, sivil idare bu askeri idareye tabi oluyordu. Emir-i leşker Memalik-i Rum diye tanımlanan kendi başına bir askeri idari yapı içinde kendi müesseseleri hakimdi. Bu dairelerin işleri Türkçe olarak yürütülmüştü. Karargah en çok danişmend vilayetinde bulunmuştu. Sivil idare ise Aksaray’da bulunurdu başında Veli-il Rum yahut Eyalet-i Rüm, sahib-i vilayet denilen yönetici olurdu[5]  genelde şehzadeler buralara görevlendirildi. Devlet teşkilatlanması teşekkül edilir ve merkeze yarı bağlı bir yönetim oluşturulurdu. İlhanlı devletini İslamlaşma sürecinde yönetenlerin yönetilenle doğal iç içe geçmişliği sonucu yerli halktan ve erenlerden Müslümanlığı tanıyan yöneticilerin ve askerlerin merkeze döndüklerinde bu dinin özelliklerin taşıyarak bizzat din elçiliği yapmış olmaları da değerlendirilebilir.

 

Yine ilhanlı valisi Baycu’nun şaman olmasına rağmen Anadolu’da bulunan halka adil davrandığı ve yerleşik halkın çiftçilikten üreticilikten geri kalmadan günlük işlerini yürüttükleri, kendisine gelen şikâyetleri değerlendirip zalimin zulmüne engel olduğu, halka karşı,  Müslüman olan Selçuklu vergi memurlarından bile daha iyi davrandığı kaydedilmiştir.                                                                        

 

            Sultan Rükneddin Kılıçaslan zamanında ilhanlı valisi olan Alınak Noyan Müslüman’dı ve yönetimde Müslümanların olması için çalışmıştı. Anadolu Selçuklu beyleri tarafından büyük hürmet görürdü. Taşrada bulunan Müslüman yöneticiler, merkezdeki vezirlerden kendilerine yakın olan Müslüman vezirler tarafından desteklenmekteydiler. Türk ahalisinin işi Türk vezirlere, Tacik ahalinin işi de Tacik vezirlere verilmekteydi. İlhanlı emirlerinin sayısal olarak Müslümanlaşması ve çoğalması yönetimdeki söz hakkını doğrudan etkilemekteydi. 

 

Kilikya’da bulunan Moğol tümeninin hakimi olan Buralgı  Mutaasıp bir Müslüman’dı. Ermeni kralına tabi olarak Adana’ya mescid yaptırmayan kardeşlerini öldürttüğü bilinmektedir. Ermeniler Adana’yı haçlı seferleri sırasında haçlıların yardımı ile almışlardı. Moğol devrinde İslam’ın tekrar yükselmesini ve yapılan cami ve mescidleri kabul edemeyen ermeni tekfuru Bulargu’yu, Olcaytu’ya “Mısır Memlükleri ile münasebette bulunuyor” diye şikayet etmiştir. Buralgu’nun yüzden Ocaytunun emri ile 1307 asıldığı[6] da musaflarda yazılıdır

 

İlhanılar zamanında Horasanda bulunan Türkmen kütleleri topluluklar halinde Azerbaycan ve Anadolu’ya geldiler. Bu toplulukların en kalabalık olanlarından Cuvanşirler ( Akkoyunlular) kendilerinden daha önce gelerek azarbeycana yerleşenlerle birleşerek Anadolu’ya geçmişlerdir. Bunlarla birlikte hareket eden Karakoyunluların esas kütleleri de Türkistan’dan gelerek Anadolu’da yerleşmişlerdir. Batı Anadolu’da bulunan yerleşik Hıristiyan unsurunun bu sahadan atılmasında Mısır sultanı Baybars’ın bu bölgeyi istila teşebbüsü ile patlak veren bir dizi isyanların baş göstermesi etkili olmuştur. İsyanlar sırasında yerli halkın isyanı desteklemeleri ile çoğunluk olan Hıristiyan tebanın siyasi üstünlüğünün azaltılması için Türk zümreler buralara sevk edilerek iskân edilmişlerdir. Doğu Anadolu’nun tatarlar ve doğu Türkmenleri ( Akkoyunlular –Karakoyunlular )  tarafından işgal edilmesi ile de Hıristiyanların bu bölgedeki söz haklarını tamamen bitirmiştir. Moğol Türk oymakları yerleşecekleri yerleri bazen satın alarak bazen de yerleşik ahaliyi yerlerinden çıkartarak mülklenmişlerdir. İleri tarihlerde Selçuklunun şehirleşmesinde de bu durum gözlenmiştir (Moğol etkisi ile doğudan bahsettiğimiz şekilde gelen Türk kabileleri şehirlere yerleştirilmiştir). Türk Moğol ahalinin toplu olarak gelmesi ve yerleştiği yerde dini ve sosyal özelliklerini yaşamasıyla yerli halk arasında kalan Hıristiyan unsurda kaynaşarak Müslümanlaştı. Diğer taraflarda bulunan göçlerle gelmeyen Türk ve Türkmenler kendi yerlerinde kaldılar dillerini ve dinlerin yaşmaya devam ettiler.     

 

Devletin İslamlaşması;

 

İlhanılar kuruldukları dönemde Budzmin etkisi altında kalmışlardır. Bu etki ile Müslümanlara karşı Hıristiyanlarla ittifak kurdular onlarla geçici bir süre anlaştılar.  İslâmiyet’i kabul eden Ahmet (1282–1284) zamanında,  İlhanlılar' ın asıl kuvvetleri arasında da İslâmiyet yayılmağa başlamış ve Müslümanların yardımı ile tahta geçen ve İslamiyet’i kabul ederek Mehmet ismini alan Gazan Hanın uyguladığı ve devlet politikaları olmuş tedbirler ile korunmuştu. Bu şekilde Yönetim ile yönetilenin dini birliği büyük ölçüde sağlanmış oldu ve ilhanlıların geri kalan kısmı da Müslüman oldu. 

 

            Yahudi olan Geyhatu’dan[7] sonra hanlığı ele geçiren Bandu İslam’a karşı yürüttüğü siyaseti yüzünden büyük huzursuzluk yaşamış, kendisine bağlı Moğol memurları Anadolu’da çok zulüm yapmışlardı. Baydu kötü bir yöneticiydi. Bir yıl dolmadan tahttan düştü ve horasan valisi Gazan han tahta geçti[8]   

 

Gazan Mahmûd Hanın İslâmiyet’i kabulü[9] ile, Moğollar artık yakıcılık ve yıkıcılık özelliklerini kaybederek İslâm âlemi için faydalı olmaya başladılar. Devletin vesikalarında, resmî yazılarında Peygamber efendimizin ve Ehl-i beytin isimlerine öncelik verilir oldu. Bastırılan paralar üzerine“Allah’ın inayeti ile” manasına gelen Moğolca “tengrin kuçundur” ibaresi konuldu. Gazan Mahmûd Hanın, sağladığı kuvvetli otorite sayesinde ilmî faaliyetler arttı. Âlimler himaye edildi. Gazan Hanın yaptırdığı pek çok medresede; tıp, astronomi, kimya ilimleri ve el sanatları öğretildi. Bunlarla bizzat kendisi de meşgul oldu.

 

Gazan hanın takipçisi Ogeday kaan zamanında Pekinden Tebriz’e gelen bayan Noyan isimli Müslüman Türk beyinin Çin’e gittiği Kubilay hanın kumandanı olarak büyük işler yaptığı, Karakuma gittiği, güney doğu Moğolistan’da yaşayan sarı oğurlar arasında İslamiyet’in yayılması için Rükneddin Kılıçaslan ile birlikte çalıştığı[10]  anlatmıştır.

 

Tarihin bir cilvesidir ki İlhanlılar yabani bir kavim olarak yakıp yıkıp fethettikleri ülkelerin manevi varlığı olan Müslümanlar tarafından kılıçsız kansız[11]fethedildiler.  

 

Devletin dağılma süreci;

 

Bütün bu gelişmelerin İlhanlı yönetiminde ve ordusunda zafiyetler yaratması, farklı dini görüşü olan komutanlar ve askerler arasında kutuplar oluşturması ihtimaldir.

 

Selçuklunun 1307 yılına Ocaytu hanına açtığı seferde Menkut Kutluşahın ilhanlı ordusuna kayıp verdirmesi sebebiyle emiri görevden alınmıştı. Emirin yerine beylerbeyliğine getirilen Emir Çoban bir ordu ile Anadolu’ya gönderildi. Erzincan’ın batısına Karabük mevkiine gelen Emir Çoban, Hamidoğulları, Eşrefoğluları, Germiyanoğulları, Candaroğulları gibi Türkmen beylerini itaat altına aldı.1320 de Karamanoğullarını Konya’dan uzaklaştıran Timurtaş Türk ilim ve tasavvuf erbabının da desteğini aldı. Yönetimi Çoban’ın yerine oğlu devraldı. Emir Çoban’ın ölüm haberi alana kadar Anadolu’da kaldı. Ölüm haberi üzerine naib olarak yerine Eretna beyi bıraktı ve gitti. İlhanlı dağılırken memleketteki kuvvetler Azerbeycan tarafta emir çoban oğulları Bağdat’ta şeyh hasan olmak üzerek iki ailenin eline geçmişti[12] 

 

 Eratna beyliği ise ilhanlının Anadolu yönetiminin temel ekseni olmuştur. Ereatna bey Timurlaşın Anadolu da bir emiri iken ilhanıların zayıf dönemlerinde bağımsız davrandığı gibi memlüklerede bağlı olarak hareket etmişti.

 

Büyük şeyh Hasan Celayirli Anadolu’daki son ilhanlı umum valisidir. Ebu Said hanın 1335 de ölümü ile önemli miktarda Moğol kuvvetinin İran’a kayması ile Eratna, Dulkadir oğlu ve Karacabey gibi Türk beyleri bağımsızlıklarını kazanmışlardır. 14. yüzyılın başlarında çıkan iç karışıklıklar sonucu İlhanlılar parçalandı (1336). İlhanlı topraklarının büyük bir bölümü üzerinde, Celayirliler Devleti kuruldu. Moğollar, Türkiye Selçuklu Devleti'nin yıkılmasında önemli rol oynadılar.

Anadolu Üzerindeki Etkileri;

İlk göçle gelen Türkmenler ve ilhanlılarla başlayan ikinci göçle gelen Türkmenler arasında dil, kültür ve anane birliği mevcuttur. Din anlayışı bakımından aralarında fark olarak görülebilecek durum Anadolu Türkmenlerinin İslam anlayış heterodoks İslam olarak değerlendirilir. İlhanlıların Arap ve İran etkili Şafii ve Hanefiliğine pek meyletmezler zaten sonra kendileri de Anadolu Türk İslam anlayışı olan bu Hanefi inanışa geçmişlerdir. 

İlhanlıların bölgeye bir katkıları da horasan civarında filizlenen Türk İslam anlayışının (Ahmet Yesevi ve ardılları aracılığıyla) ilhanlılar ile birlikte Anadolu’ya taşınmış olmasıdır. Bu sayede İran ve Arap kültürleri ve İslam anlayışları arasında sıkışan Anadolu Türkmenleri kendilerine farklı bir yol gösterecek sufi özellikte baba'lara kavuşmuşlardır.

Müslümanların yabancı yörelere barışçı niyetlerle gelip İslam’ı tebliğ etmeleri, İslam saflarına yeni Muhtediler katılmasını sağlarken yerlilerle evlilik yoluyla kurulan yakınlık bu yörelerde giderek Müslüman cemaatin çoğalmasına yol açmıştır[13]. Müslüman kadınların Müslüman olmayan erkeklerle evliliğinin önünün kapalı olması da dinde nüfusu çoğaltıcı bir faktör olmuştur. 

İlhanlılar sayesinde Anadolu’ya doğru gerçekleşen ikinci göç dalgası ile Anadolu gittikçe Türkleşmiştir.  Bu sayede Türkler Azerbaycan’dan başlayarak tüm Anadolu ve hatta kuzey Ortadoğu’da Türk nüfusunun ve kültürünün güçlenmesini ve nispeten kalabalık olan baskın yerli halkın arasına muhtemel asimilasyonunu önlenmiştir. Bugün bu coğrafyada (nispeten karışmış olsa da) Türkçe konuşuluyorsa, Türk tarzı bir inanç ve kültür sistemi yaşıyorsa bunun önde gelen tarihsel kahramanı Ihanlılar’dır denilebilir.  

İlhanlılar;  bölgeye yerleştirdikleri Müslüman Türkmenlerinde etkisi ile zaten müsait olan zeminde İslam dinine bir yeknesaklık verdiler. İslamiyet’in Türklerin arasında kayıtsız şartsız kabulü ile bir cihan dini olarak yayılmasını sağladılar. İslam medeniyetinin ve din esaslı mahalli milli kültürlerin doğmasını temin ettiler.                                                                                                                                                     

                                   Ömer DENİZ

                                                                                                 Erc.Ünv.Sos.Bil.E.                                                                                                      Y.L.1  Dönem

KAYNAKLAR:

       1 - DEMİR Mustafa İlhanlı devletini Yıkılış Sürecindeki Siyasi Gelişmeler Türkler.  Ankara.2002 C.8

       2 - İZZETİ Ebu’l Fazl. İslam’ın Yayılış Tarihine Giriş. Çev. Cahit KAYITAK. İnsan yayınları. İstanbul 2003

       3 - KİTAPÇI Zekeriya. Türk Varlığı Selçuklular Moğollar Osmanlılar. İstanbul 1988      

       4 - KUŞÇU Ayşe Erdem İlhanlı devletini kuruşlu ve Memlüklere ilk temas Türkler.  Ankara.2002 C.8 

       5 - LAOUST Henri. İslamda Ayrılıkçı Görüşler. Çev. Ruhi FIĞLAK. Pınar yayınları. İstanbul 1999 

       6 - MUHAMMED Mevlana. İslamın Yayılış Tarihi C.3. Toker Yayınları İstanbul 1972

       7 - TEMÜR Ahmet. Türk Dünyası. T.K.A.E. Ankara 1976

       8 - TOGAN Zeki Velid. Umum Türk tarihi 

       9 - YAZICI Nesimi. Türk İslam Devletleri Tarihi. Diyanet yayınları Ankara 2006

     10 - YILDIZ Hakkı Dursun. Büyük İslam Tarihi C.8 İstanbul 1988

     11 – YİĞİT İsmail. İlk Müslüman Türk devletleri Tarihi



[1] KUŞÇU s.365

[2] TOGAN s. 223

[3] TOGAN s. 223

[4] DEMİR s.376

[5] TOGAN s. 238

[6] TOGAN a göre Buralgu Adana’da Mescit yapılmasına izin vermeyen kardeşlerini öldürtmüş bunu duyan Olcaytu’da Buralgu’yu idam ettirmiştir. 

[7] LAOUST s.272

[8] YILDIZ s.348

[9] MUHAMMED s. 964. Gazan hanı ikna edip Müslüman dinini kabul ettiren iki emir. Emir Ergün ağa ve Emir Nevruz ağa dır.

[10] TOGAN s. 250

[11] MUHAMMED s.957

[12] TEMÜR s.918

[13] İZZETİ s. 256

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !