Kuruluşundan Osmanlı Devletinin İlk Yıllarına Kadar Medreseler

Kuruluşundan Osmanlı Devletinin İlk Yıllarına Kadar  Medreseler

( Ömer DENİZ*)

Medrese : Ders okutulan yer; İslâm dünyasında yaygın öğretim kuruluşu.

Arapça "de.ra.se" fiilinden gelen "medrese" eğitim-öğretim faaliyetlerine tahsis edilen ve bu amaçla gerekli şartların sağlandığı belirli mekânlara verilen özel bir anlamı ifade etmektedir. İslâm Eğitim Tarihinde ilk medresenin nerede, ne zaman ve hangi şartlarda ortaya çıktığına dair kesin bir bilgiye ulaşılmış olduğunu söylemek zor olmakla birlikte Hz Peygamberden itibaren bilime ve eğitime verilen önem çerçevesinde camilerde ve evlerde yapılan eğitimin devamı olarak bunun belirli bir sistemde uygulamaya geçmesi ile şekillenmeye başlamıştır. Medreselerin esas ortaya çıkış yerinin miladi dokuzuncu yüz yılın sonlarına doğru Horasan ve Türkistan bölgelerinin olduğu bilinmektedir[1]. Açıkçası şu ana kadar yapılan araştırmalar, İslâm dünyasındaki medreselerin her İslâm ülkesinde farklı zamanlarda ve farklı şartlar altında doğduklarını da ortaya koymaktadır [2].  

İslâm dünyasında, medreselerden önce, eğitim-öğretim faaliyetleri, mescit, cami, bilginlerin evleri, saray, kitapçı dükkânı gibi değişik isim ve özellik taşıyan yerlerde yapılırdı[3]. Özellikle mescit ve camiler, yeni dinin akidelerinin öğretildiği yerler olarak kullanıldığı gibi, eğitim-öğretim faaliyetlerinin yürütüldüğü yerler olarak da kullanılmaktaydı. Bu iki fonksiyonlu kullanım tarzı, zamanla tam anlamıyla uygulama alanı bulamamaya başlamıştı. Bu durumun nedenleri olarak; mescit ve camilerdeki ders halka sayısının artması, tartışmalı ilimlerin gelişmesi, Camideki Tazim ve sukuta aykırı düşmeye başlanılması bazı ilimlerde ihtisas gerekmesi, finans meselesi gibi etmenlerin yanısıra, Türklerin Müslüman olması ile birlikte kurumlarını ve yaşantılarını  İslâm dininin esaslarına uygun yetiştirme çabası, gittikçe büyüyen devletin idarî yapısında ihtiyaç duyulan memurları yetiştirme arzusu ve yöneticilerin halkın nazarında önemli bir itibara sahip olan ulemanın desteğini kendi yanına çekmek istemeleri gibi etkiler sayılabilir.  Bu bu etkiler,  İslâm dünyasında mescit ve camilerde yapılan eğitim-öğretim faaliyetlerinin medreselere doğru kanalize edilmesine yol açmış, diğer bir ifadeyle İslâm dünyasında medreselerin ortaya çıkmasına zemin oluşturmuşlardır[4] . Taş emirci ise, İslâm dünyasında medreselerin ortaya çıkmasının kaynaklarını şu şekilde belirtmiştir: Mescit ve camiler, çeşitli nedenlerden dolayı camilerden ayrılan müderrislerin evlerinde kurdukları "özel medreseler, şii mezhebinin propaganda merkezleri olan "Darü’l İlm"ler, İslâm dünyasında yaygın olarak bulunan zaviye okulları, ribatlar" [5]. Unat’a göre ise İslâm’da ilk medrese Büyük Selçuklular zamanında Alparslan’ın veziri Nizamülmülk (1018-1092) tarafından açılan ve yine onun ismiyle anılan "Nizamiye Medreseleridir[6]". Sakaoğlu ise ilk medresenin kurucusu olarak, Nişabur hâkimi Emir Nasır b. Sebüktekin’i göstermektedir[7].

Medreselerin resmî bir teşekkül olarak devlet eliyle kurulması, X. Asırda Karahanlılar zamanında olmuştur. Arslan Gazi Tafgac Han, Merv’de bir medrese yaptırmış ve vefatında oraya defnolunmuştur[8]. Gazneli Mahmud (999-1030) Gazne’de yukarıda da belirtildiği gibi kardeşi Sebüktekin de 1033 tarihinde Nişabur’da birer medrese inşa ettirmişlerdir[9]. Bunlardan önce de Ebu Hatimü’l-Busti kendi kütüphanesini medrese haline getirmiş, yanına da yabancı talebelerin barınacakları bir yer yaptırmıştır. Nişabur’da şafi fakihi en-Neysaburi için de bir medrese yapılmıştı. Ebu Aliyyü’l-Müseyni’nin fıkıh kürsüsü, "El-Medresetü’l-Ehliyye" denilen hususi medreseleri teşkil ediyorlardı ki, bunlar, o devirde yaygın olan şiilik cereyanına karşı sünniliği müdafaa için kurulmuş müesseselerdi. Bu ifadelerde de görüldüğü gibi, medreselerin doğuşunda sünni-şii çatışmasının da müessir(etkili) olduğu anlaşılmaktadır[10]. İşte İslâm’da eğitimin bir devlet görevi haline gelmesini, eğitime geniş destek ve yardımın verilmesini özellikle bu şii-sünni rekabetine bağlamak gerekir. Bir yandan şiilik, Fatımi idaresi altında geniş devlet destek ve yardımı görürken öte yandan, şiiliği İslâm için bir tehlike sayan sünni halife ve emirler eğitime el atmışlar ve medreselerin İslâm dünyasında ortaya çıkışında önemli etken olmuşlardır[11] .

Görüldüğü gibi medreseler, ilk önce Türkistan’da Karahanlılar tarafından kurulmuştur. Gazneliler ve Samanoğulları tarafından geliştirilmiştir[12]. Şüphesiz İslâm dünyasında medrese teşkilâtının kuruluş ve gelişmesinde en büyük hisse, Büyük Selçuklu Türklerine (1040-1157) aittir. Gerçekten medreselerin geniş anlamda devlet eliyle kurulması, tahsilin meccani(parasız) olması ve medrese teşkilatının en küçük ayrıntılarına kadar tespiti Selçukluların eseridir[13].

25 Muharrem 447 (26 Nisan 1055) tarihinde Selçukluların Irak'ı ele geçirip, Bağdad'a girişleri, Ehl-i Sünnet'in, Şiîlere galibiyetinin başlangıcı olarak kabul edilir. Zira bu tarihten itibaren halk arasında, Şiîliği yaymak için gerek Fatımîlerin (909-1171) gerekse Büveyhîlerin (932-1062) gösterdiği faaliyet sahaları kapanacaktı. Selçuklular, sapıklık ve din dışı kabul ettikleri faaliyetlere karşı, halkın zihnine hür düşünceyi yerleştirebilmek için, bir karşı faaliyete girişmekten başka çare olmadığını anladılar. Gerçekten, Fatımîler tarafından Mısır'da kurulan "Dâru'l-ilm"ler, felsefi rumuzlarla ifade edilen bâtınî tevillerinin propagandasını yapabilmek için ulûm el-evâil (eskilerin ilimleri) den faydalanmaya önem veriyorlardı. Çok geçmeden bunların örnekleri İskenderiye, Halep, Kudüs, Trablusşam gibi yerlerde de açılmaya başlandı. Bu müesseseler kısa bir müddet sonra sadece bir propaganda merkezi haline dönüştü.

Mutezile kelâmı ve Yunan felsefesinden istifade ile Sünnî akideyi bulandırmakla meşgul olmaya başladılar. İşte bu sebeple, İslam dünyasının doğusunda, camilerden ayrı olarak öğretim yapmak, talebinin maddî sıkıntıya düşmeden barınmasını sağlamak ve Şiî dailerinin (propagandist) propagandasına karşı halka gerçek bilgiyi vermek gayesiyle medrese adı ile bilinen müesseseler kuruldu. Bu müesseselerde halka gerçek din ve prensipleri öğretilecek, doğru ile yanlış arasındaki fark anlatılacaktı.

Bu nedenle H. 459 (M.1066-1067) senesi, İslâm eğitim tarihinde bir dönüm noktası olarak kabul edilebilir. Zira bu yılda, Selçuklu veziri Nizamülmülk (ö. 485/1092)'ün inşa ettirdiği medreseler manzumesinin en önemlisi ve bu bakımdan belki de ilki Tuğrul Bey (- 1063) tarafından Nişabur’[14]da, 1046’da Saraçlar Pazarının yakınında kuruldu[15]. Alparslan (1063-1072) ve Melikşah’ın (1072-1092) vezirliğini yapmış olan Nizamü’l-Mülk (1063-1092) tarafından Bağdat’ta da bir medrese inşa ettirilmiştir. Bu medrese Dicle kenarında idi ve inşası iki yıl sürmüştür. 1066-67’de tedrise başlayıp, inşası için 100.000 dinar harcanmıştır

Devlet tarafından maddî-manevî yardım gören ve saray tarafından himaye edilen Nizamiye medreselerinin, gerek teşkilât ve gerekse öğretim bakımından o çağın diğer eğitim kuruluşlarından çok üstün oldukları bir gerçektir. Nizâmiyelerin ders programında İslâmî ilimlerin yanısıra diğer ilimlere de yer veriliyordu. Medreselerde okutulan derslerin ağırlık merkezini nakli (Kur’an, Hadis, Fıkıh, Tefsir, Kelam) ilimler teşkil etmekle beraber, müspet, lisani ve felsefi ilimlere de yer veriliyordu. Tıp, Astronomi, Matematik, Tabiiyat, Arap Dili ve Edebiyatı, Fars Dili ve Edebiyatı, Felsefe ve Mantık gibi dersler burada tahsil ediliyordu.

Medreselerin gelir kaynaklarını teşkil eden vakıflar, Selçuklular zamanında kurulan bu müesseselerin işlemesini sağlayan başlıca faktörlerdir. Medrese vakıfları, bu dönem için büyük bir yenilik sayılmaktadır. Zaten Nizamiye medreselerinin orijinalliği de buradan ileri geliyordu. Devamlı bir gelir kaynağına sahip olan medreseler, yalnız ilmî ve idarî muhtariyete değil, aynı zamanda malî muhtariyete de sahip bulunuyorlardı.  Burslu ve yatılı olan bu medreseler herkese açık, örgün ve parasız kurumlardı[16]. Böylece bu medreseler, yüksek eğitime tahsis edilmiş bağımsız binasıyla, medresenin emrinde yardımcı bir müessese olan kütüphanesiyle, aldıkları maaşlarla geçim kaygısından uzak olarak kendilerini mesleklerine veren öğretim üye ve yardımcılarıyla, aldıkları burs ve kaldıkları yurtlarla kendilerini ilme verme imkânını bulan öğrencileri ile yalnız o dönemde değil, hatta bugünün şartları içinde dahi ileri düzeyde ilim yapan müesseseler sayılabilirler[17].

Nizamü’l-Mülk, daha sonra, Belh, Nişabur, Herat, İsfahan, Basra, Merv, Taberistan, Musul gibi merkezlerde medreseler yaptırmıştır. Nizamü’l-Mülk de bu medreseleri inşa ettirirken dinî bir kaygı üzerine hareket etmişti. Bu kaygı, halk yığınları arasında taraftar bulan batini inançlara karşı sünniliği güçlendirmek ve bu şekilde propaganda yapabilecek kadroların yetiştirilmesiydi. . Selçuklular, kurdukları medreseleri, hem ilmin gelişmesini sağlamak, hem ilmiye mensuplarına maaş bağlayarak onları devletin yanında tutmak, hem de Fatımîlerin Şiîlik propagandalarıyla diğer Rafızî telakkilere karşı Sünnîliğin müdafaası gayesiyle tesis etmişlerdir. Osman Turan ise, Selçukluların medreseler yoluyla ilmi koruduğunu ve vücuda getirdiği büyük irfan ordusu sayesinde Şii-Fatimiler idaresinde kurulan sünni aleyhtarı propagandalara karşı İslâm dünyasını ve devletin bünyesini kuvvetlendirdiğini ifade etmektedir[18]. Biz, ilim ve tahsilin ilk defa olarak Selçuklular tarafından bu denli korunup desteklendiği yukarıdaki ifadelerden hareket ederek söyleyebiliriz. Köymen ise, ameli ihtiyaçlar ile, devletin menfaatları ve sünni olmayan ideolojilere karşı savunma tedbirleri başlığı altında iki maddede Selçuklularda medreselerin kuruluş sebeplerini izah etmiştir[19].

Büyük Selçuklu Devleti’nin açmış olduğu bu çığırdan sonra, İslâm dünyasının hemen hemen her yerinde sultanlar, vezirler, beyler, hatunlar medrese açma hususunda birbirleriyle yarışırcasına bir faaliyetin içerisine girmişlerdir. Nizamül Mülkün  uygulamış olduğu bu sistem gelenekselleşerek  bütün bir İslâm dünyasında kabül görmüştür . Teşkilât ve işleyiş bakımından nizamiyeler örnek alınarak köylere varıncaya kadar her yerde medreseler açılmıştır. Nizamiyelerin açtığı bu yoldan sonra, Abbasî halifelerinin de kendi memleketlerinde medreseler açtıkları ve vakıflarla bunları destekledikleri bilinmektedir. 1234 yılında Halife el-Mustansır, dört mezhebe mensup olan insanlara uygun olan el-Mustansiriyye Medresesini kurmuştur[20]. Bu medrese  o zamana kadar eşine rastlanamayan bir şekilde inşa  edilmiştir. Suyutî'nin ifadesine göre Dicle nehrinin doğrusunda kurulan bu medreseden daha güzeli yeryüzünde inşa edilmemişti. Vakıflarının çokluğu ve görevlerine verilen maaş bakımından da yegâne idi. (Suyutî, Tarihu'l-Hulefa, s. 461).

Musul ve Şam çevresinde Türk Atabeglerinden Nureddin Zengi, Şam, Halep, Hama, Humus gibi yerlerde Batınilere karşı ehli süne inancını yaymak için medreseler açmıştır. Endülüs’te Emevi El-Hakem (aynı zamanda ilim adamı idi[21]) tarafından medreseler yaptırılmıştır. 3. Abdurrahman tarafından başkentin ulu caminde tesis edilen Kordova ( Kurt oba ) medresesine İspanya, Japonya, Avrupa, Afrika, Asya’dan öğrenciler gelmiştir. Timur döneminde özellikle Timur’un torunu Uluğ Bey döneminde Semerkant’ta ilmi hayat en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Bilhassa Kadızade’nin yetiştirmelerinden olan Ali Kuşçu, Fatih Sultan Mehmet zamanında İstanbul’a gelerek, Osmanlı eğitimine önemli katkılarda bulunmuştur[22] .

İlk dönem Medreselerdeki öğretim metodu, fazla teferruatlı değildir. Medrese eyvanlarında (dershâne) yapılan derslerin tedris usulünde zaman içinde değişiklikler ve ilerlemeler olmuştur. Başlangıçta ve bilhassa Kur'an-ı ilimler söz konusu olduğu zaman ezbercilik sistemi geçerli idi. Fakat zamanla bu sistem, yerini yazma ve not almaya bıraktı. Dersler, çoğu zaman sabah namazından hemen sonra başlardı. Derse bir kişinin Kur'an okumasından ve Hz. Peygambere salât ile selâmdan sonra başlanırdı. Tedris usûlünde, hoca ile talebenin karşılıklı soru sorma usulünün, yani aktif metodun önemi bilindiğinden bu yola baş vuruluyordu. Nitekim, Eyyubî ve Memlûkler döneminde Mısır'daki eğitimi tahlil eden Abdülgani Mahmud Abdul-Âti, "muid"in vazifelerinden bahsederken, onun hocaya bir seferden fazla soru soran talebenin, anlayamadığı konuları ve sorularını açıklayıp cevaplandırdığını söyler. Böylece hoca (müderris)dan başka, talebe ile daha yakından ilgilenen ve bir çeşit asistan olarak kabul edebileceğimiz muid'in, talebe ile daha rahat konuştuğunu belirtir.

Anadolu Selçukluları ile Beylikler döneminde de önemli sayıda medreselerin açıldığını görmekteyiz. Anadolu Selçuklu Devletinde medreseler, Büyük Selçukluların devamı niteliğindeydi devlet tarafından kurulup teşkilatlandırılmışlardı. Fakat medreseler arasında gerçek anlamda ihtisaslaşma Anadolu Selçuklu Devleti’nde görülmekteydi. Büyük Selçukluların örnek alan Türkmen Beylikleri pek çok medrese tesis etmişlerdi Mesela, Konya’da İnce Minareli Medrese’de Hadis, yine Konya’da Sırçalı Medrese’de Fıkıh, Kayseri’de Çifte Medresenin birinde Tıp, Kırşehir ve Kütahya Medreselerinde Heyet (geometri)  ve Nücüm bilimleri öğretimi yapılıyordu[23] .

YAPI İTİBARİYLE MEDRESE ÇEŞİTLERİ
1. Avlulu Medreseler       2.
Kubbeli Medreseler
MEDRESE BÖLÜMLERİ
1. Avlu    2. Eyvan     3. Mescid      4. Türbe     5. Talebe Odaları    6. Kışlık Dershane
7. Havuz     8. Çeşme
MEDRESE ÖĞRETİM KADROSU
1. Müderris
[24]     2. Muid     3. Mufid     4.Talebe
MEDRESEYE BAĞLI KURUMLAR
1. Mescid ve Camiler   2. Kütüphaneler    3. Hastahaneler     4. Tekke ve Zaviyeler    5. Vakıf  6. İmaret
ANADOLU SELÇUKLU MEDRESELERİ
1. Konya Karatay Medresesi      2. Sivas Gök Medresesi     3. Konya Altun-Aba Medresesi
ANADOLU SELÇUKLU DÖNEMİ İHTİSAS MEDRESELERİ
1. Dârü’l-Hadis      2. Dârü’ş-Şifa       3. Dârü’l-Huffaz
 OSMANLI KURULUŞ DÖNEMİ YAYGIN EĞİTİM KURUMLARI
1. Cami ve Mescidler.    2. Tekke ve Zaviyeler.    3. Saraylar.   4. Kütüphaneler .    5. Ulema Evleri     6. İmaret.     7. Ahilik .      8. Vakıflar

OSMANLI KURULUŞ DÖNEMİ ÖNCESİ İHTİSAS MEDRESELERİ

1. Dârü’l-Hadis Medreseleri.   Yer mekan anlamına gelen “Dar“ ile Hz. Peygamber’in söz filli ve tasviblerinden oluşan hadis tetkiklerinin yapıldığı yer anlamına gelir Hz.Muhammedin Mekked’de ilk ders verdiği yer olan Ebu’l Erkam’ın evi  ilk darü’l-Hadis olabileceği gibi ilk darü’l –Kurra’da olark kabul edilir. Bu medreselerden ilki Nureddin Zengi tarafından Şam’da yaptırılan  “En –Nuriye“ dir. Daha sonra pek çok yerde açılmıştır Osmanlı öncesi dönemde  ve Osmanlı döneminde bu amaçla kurulmuş pek çok medrese vardır.

2. Dârü’l-Kurra Medreseleri.  “ Kurra“ okuyan  „Kari„ kelimesinin çoğuludur. Bu mekanlarda Kur’an  okuma ve Kıraat öğretilirdi.Kur’an-ı Kerim yedi harf üzerinde indirildiğinden onun yedi lehçe ile okunmasına ve bu a Kıraat ilminin doğmasına sebep olmuştur[25]. Anadolu selçuklu döneminde bu müessese “Darü’l Hüaffaz “ adını almış ve pekçok yerde kurulmuştur. Kur’an öğrenimi için oluşturlan ders halkaları “Sub“ ve “Tasdis“ diye anılır ve kıraat hocalarına “Şeyh’ül-Kurra“  denilirdi.

3. Dârü’ş-Şifa Medreseleri.  Tıp tahsili ve tedavinin birlikte yürütüldüğü medreseler „“Darü’l-Tıp“, “Darü’l-Şifa“, Darü’l-Sıhha“,  “Darü’l-Mezra“,  “Darü’l-Afiyye“,  “Maristan“,  “Bimaristan“, adlarıyla anılırdı. İslamın doğuşuyla Hz. Peygamberin doktorlarla istişareyi teşvik etmesiyle Tıp için yeni kapılar aralanmıştır. İlk teşkilatlı Darü’l-Şifa  Emeviler döneminde Fustat’ta “Zukak-ül Kanadil“ denilen Bimaristan yapılmıştır. Harun Reşid Bağdat’ta bir hastane kurara geliştirir ve bu hastanenin şöhretinden dolayı bütün ülkelerde hastaneler açılmaşa başlanır. Bu hastanelerde din farkı gözetmeksizin hastara tedavi edilirdi.   Türk Hükümdarları tarafından kurulan ilk Bimaristan Ahmet Bin Tolun tarfından Kahire’de kurulmuştur. Nureddin Zengi Halep ve Şam’da, Suriye Selçuklularıda  Şam’da “ Darü’l-Şifa’lar“ kurmuşlardır. Osmanlılardan önce Anadolu’da pekçok  Darü’l –Şifa kurulmuştur. Kayseri Gevher Nesibe Darü’l-Şifa’sı (602/1205), Sivas l Keykavs Darü’l-Şifası (614/1217), Divriğ Dürü’l-Şifası (626/1228), İlhanılarca Amasya’da yapılan Darü’l-Şifalar (708/1308) en önemlileridir. Bu hstaneler aynı zamanda psikolojik rahatsızlıklarlada ilgileniyorlardı, bu tür hastalıklar tedavi ediliyordu[26].         

            Anadolu Selçuklu Devleti’nin dağılmasından sonra bir uç beyliği olan Osmanlılar, 1299 yılında diğer beyliklerden daha önce siyasî birliğini temin etmiş ve bu dönemde kendisine ilerleme yönü olarak batıyı seçmiştir. Özellikle Osman Gazi ve Orhan Bey dönemlerinde siyasî kudretini artıran Osmanlılar, ilmiye alanında da önemli ilerlemeler göstermişlerdir. 13. ve 14. yüzyıllarda ilim ve kültür hayatında dünya gündemini elinde tutan Maveraünnehir bölgesi başta olmak üzere, Mısır,Şam, Basra, Buhara gibi merkezler, Osmanlı ilim müesseselerinin gelişmesinde müessir güç olmuşlardır[27]. Özellikle bu durum ilk dönemlerde ders programlarında kendisini göstermiştir. İlk Osmanlı sultanları çeşitli Türk ve İslâm ülkelerinden Osmanlı ülkesine bilgili, erdemli, kimseleri getirmek için çalışmışlardır. Bu nedenle Osmanlı ülkesinde ilim adamı sayısında önemli oranlara varan miktarlarda artışlar olmuş, bu bilim adamları vasıtasıyla birçok önemli medrese kurulmuş ve geliştirilmiştir [28]. İlk Osmanlı medresesi, İznik’in fethinden sonra İznik’te 1330-31 yılında Orhan Gazi tarafından kurulmuş olan Orhan Gazi Medresesidir [29]. Medreseye Sultan Orhan Gazi tarafından Kozluca Köyü ve çevresiyle birlikte İznik şehrindeki evler vakıf olarak bağlanmıştır. Vakıf gelirlerinin altıda biri talebelere, altıda beşi de müderrise tahsis edilmiştir. Bu ilk medresenin müderrisliğine ise zamanın büyük Türk alim ve mütefekkirlerinden Şerefüddin Davud-ı Kayseri tayin edilmiştir[30]. Yine bu medresenin ilk müderrislerinden olan Alaeddin Ali Esved de tahsilini İran’da tamamlamıştı[31]. Hitabet dersi de Kara Hoca adında bir alim tarafından verilmekteydi[32]. Osmanlının ilk Şeyhülislâm’ı olma sıfatını taşıyan Şemseddin Mehmet bin Hamza el-Fenari, bu medreseden yetişmiştir[33].

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                                                                             



* Erciyes Üniversitesi Sosyal bilimler Enstitüsü İslam tarihi Anabilim Dalı Bölümü Yüksek Lisans öğr.

[1] Mustafa Şanal, :Erciyes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü Araştırma Görevlisi.Kuruluşundan Ortadan Kaldırılışına Kadar Olan Süre İçerisinde Medreseler. Adlı makalesi Kayseri .2008

[2]  Ersoy Taşdemirci, : Medreselerin Doğuş Kaynakları ve İlk Zamanları, E.Ü. Sos. Bil. Dergisi, Sayı:2, Kayseri,1989, s.269

[3]  Ziya Kazıcı, Anahatlarıyla İslam Eğitim Tarihi, Marmara Ün. İlahiyat Fak. Yay., İstanbul 1995,s.78

[4]  Ahmet Çelebi, : İslamda Eğitim-Öğretim Tarihi, Damla Yayınevi, İstanbul 1983, s.108-110.

[5]  Taşdemirci, a.g.m., s.269-271

[6] F. Reşit Unat, :Türkiye Eğitim Sisteminin Gelişmesine Tarihi Bir Bakış, M.E.B. yay., 1964, s.3.

[7]  Necdet Sakaoğlu, : Osmanlı Eğitim Tarihi, İletişim yay., İstanbul 1993, s.16.

[8] Cahit Baltacı, : XV-XVI. Asırlarda Osmanlı Medreseleri, İrfan Matbaası, Ankara 1974, s.5.

[9]  Öymen Dağ,M- Hızır Raşit : İslâm Eğitim Tarihi, M.E.B. yay., Ankara 1974, s.121.

[10]  Baltacı, a.g.e., s.7-9.

[11]  Dağ-Öymen, a.g.e., s.117.

[12] Taşdemirci, a.g.m., s.273.

[13]  Kazıcı, a.g.e., s.7-8.

[14] Zekeriya Kazvinî'ye göre bir gün Alparslan, Nizamülmülk ile Nişabur'da, caminin kapısında üstü başı perişan gençleri görünce, bunların kim olduklarını ve niçin bu durumda bulunduklarını sormuş. Vezir de ona "bunlar, dünya zevki bulunmayan ilim tâlibleridir" cevabını vermiş. Bunun üzerine sultan, bunlara bir yurt inşa edilmesini ve maaş bağlanmasını emretmiş. Demek oluyor ki ilk nizâmiye medresesi, Nişabur'da inşa edilmiştir. Bununla beraber Nizamiyelerin en meşhuru, eğitim ve öğretim kadrosu ile birlikte, diğer çalışanlara da vakıflar vasıtasiyle meccanî tahsil ve geçim sağlayan ilk teşkilâtlı medresesi, Alparslan zamanında kurulmuştu. 457 (1064) yılında Dicle kenarında temeli atılıp inşasına başlanan ve 100 bin dinar harcanarak, iki sene sonra tamamlanan medresede tedrisata başlandı. Bu medresenin müderrisliğine Ebu İshak Şirazî el-Firuzâbâdî getirildi (Nâci Maruf, a.g.e., s. 19; Fethiye Nebravî, Târih en-Nuzum vel-Hadara el-İslâmiyye, Kahire 1981, s. 209).

[15]  Köymen, Altan: Alpaslan ve Zamanı-II, A.Ü.D.T.C.F. yay., Ankara 1983, s.273; Osman Turan, : Selçuklu Tarihi ve Türk İslâm Medeniyeti, Boğaziçi yay., İstanbul 1993, s.273.

[16] Sakaoğlu, a,g.e., s.16.

[17] Şanal, a.g.m., s.3.

Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !