Osmanlı Devletinin Balkanlarda Yayılmasının Sebep ve Sonuçları

OSMANLI DEVLETİNİN BALKANLARADA YAYILIP KÖK SALMASININ SEBEP VE SONUÇLARI ;

 

 

        Türkler Rumeli’ye ayak bastıkları zaman  yer yer orta Asya göçlerinden arta kalmış ve zamanla Ortodoks kilisesine bağlanmış topluluklarla karşılaştılar.Zira Bizans Bulgarlar, Avarlar ,Peçenekler ,  Hıristiyan Oğuzlar  ve daha nice Türk kabileleri ile karşılaşmış ve bunlar tarafından ülke sınırları tehdit edilmişti .Türk göçleri bu günkü Rusya düzlüklerini geçerek Avrupa’nın  Okyanus kıyılarına kadar ulaşmış ve zaman zaman hakimiyetler kurmuş Cermenler ve Slavlar ile karşılaşarak dil ve din değiştirmişleridir .

        X asırda Bizans orduları içinde Ruslar, İberler ,Araplar Kafkaslar olduğu kadar Hazarlar , Peçenekler, Fergana Türkleri de vardır. Bizans İmparatorunun Hassa Askerleri arasında Türk Soyundan gelen Türkopol denen kıta’ların olduğu bilinmektedir. Türklerin Lehine biten Selçuklu –Bizans karşılaşması olan Malazgirt Savaşında  Doğu roma ordusundaki Uz ve Peçenek  Türklerinin kendi dillerini konuşanlarla savaşmadıkları atları ve kılıçları ile Selçuklu ordusuna ilhak ettikleri belirtilmektedir .

        Balkanlarda bulunan Türk kabilelerinin dinlerini ve dillerini değiştirmek için Bizans kilise misyon teşkilatından geniş ölçüde yararlanmıştı .Roma kilisesinin dar ve sert tutumuna karşılık Ortodoks Kilisesinin yerli halktan papaz tayin etmesiyle ve daha ılımlı yaklaşımıyla imparatorluk adına  faydalar elde etmişlerdir. Türkler kendilerine karşı planlı bir şekilde uygulanan din değişme politikalarının da etkisi  altında   toplanıp tek vücut olamamışlardır.

        Türk ırkının daha balkanlara ayak basmadan evvel  Akdeniz havzasına  Hun ,Avar ,Uz, Peçenek , ve oğuz adları ile  yerleşen ve ortaçağ’ı yıkacak Türk dinamizminin temelini atan küçük kolları , akrabaları bulunuyordu . Her ne kadar şark panhelenizm gayreti ve kilise birlikte çalışmış Türk kavimlerini eritmiş ve dağıtmış olsa da  ırka mahsus karakter özellikleri ve Türklüğü tamamen kırılmamıştı .

        Osmanlı Türkleri Rumeli’ye  geçtiklerinde ise  kendilerinden önceki çeşitli devletlerin  kültür ve diplomasisi tarafından temsil edilmiş orta Asya mirasçıları, ırkdaşları ile karşılaştılar . Bu topraklarda yerleşmiş ve özünü içten içe korumuş olan Türk toplulukları  hakim millet olarak karşılarına çıkan  ırkdaşlarına sarıldılar ve onların idarelerine karşı gelmedikleri gibi bu idarenin bulundukları bölgelere yerleşmesine yardımcı oldular .  Askeri ,İdari yapıları ve bütün müesseseleriyle Rumeli ye geçmeye başlayan Osmanlılar yalnız kendileri için yeni topraklara sahip olmakla kalmamış  çeşitli kavimlerin mücadeleleri altında ezilen halkada barış ve huzur getirmişlerdi. Bizans’ın hakimiyeti  mezhep çatışmaları ve kendi içindeki taht kavgaları  Katolik Roma’yı , Osmanlıyı ister hale getirmişti . Türklerden yardım isteyen ve karşılığında kız kardeşini Padişaha zevce olarak hediye gönderen kantakuzenos  Sırp tehlikesine karşı Türk güvencesine kavuşmuştu fakat  Osmanlı da bu sebeple  girdiği topraklarda kalmıştı. Türkler vicdan hürriyetini temel alarak  sosyal  ve ekonomik  hayata saygılı bir anlayışla  idareleri altına giren kavimleri yumuşak  ve eşitlik anlayışıyla idare ederek ilerlerken  Bizans halkları da  içten içe balkan devletlerinin kavuşmuş olduğu bu rahatlığı istiyorlardı ,sanat ve ticaret hayatı iyice kötülemiş  medeniyet müesseseleri dağılmış haldeydi ve sadece bunlar bile bir imparatorluk için çöküş alametleriydi. Bu kötü durum  halk için Türk hakimiyetini istemeyi haklı kılıyordu

        Osmanlı İmparatorluğunun İlk dönemlerinde Orhan gazi Gelibolu’ya adım atmakla Rumeli kapılarını açmış bulunuyordu. Murat bey ise Makedonya ve Trakya’da , Rum ,Sırp ,Bulgar ve Rumenleri idaresi altında toplama hesapları yapıyordu .Çorlu‘yu ele geçirerek  Taht şehrini Bursa’dan Edirne’ye getirmekle  Rumeli fetihlerini başlangıcını yapmıştı .Bizans   imparatoru yaklaşan tehlikeyi fark ettiği için  Latin Avrupa’nın haçlı yardımına karşılık  Katolik ve Ortodoks kiliselerinin birleşmesine yardımcı olacaktı .Fakat yardım için gelen Avrupa şövalyeleri  bölgede bulunan Hıristiyan topluluklara zulüm ve eziyetler ettiler halkı yıldırdılar ve bunlara karşı olan halkın kızgınlığı ve tutumu Osmanlının balkanlara  yerleşmesini daha da  kolaylaştırdı . Hıristiyan kavimleri Osmanlı  idaresini Latin istilasından çektikleri ızdıraba karşı  bir kurtarıcı olarak görüyorlardı. Türkler Trakya zaferi ile uğraşırken Bizans’la Bulgar çarı savaşmaya başlamış  ve  Ortodoks Bizans  iki yüz bin Bulgar’ı işkenceler uygulayarak zorla vaftiz etmek istemişlerdi ve her iki kilisenin sempatisinden uzak olan bu halk için tek kurtuluş   Osmanlı idaresi olmuştu  , Osmanlı için ise  Makedonya’nın fethi ile siyasi bir düşüncenin gereğini yerine getiriyor  gibiydi . Bu dönemde Orta Avrupa ve Balkanlar birbirine düşman unsurların savaş alanı olmuştu .

        Batılı tarihçiler Rumeli fetihlerinden söz ederken halkın gelen –Osmanlı kuvvetlerini desteklediklerinden bahsederler ve  sebep olarak ta  Türklerin adalet duygusuna atıf yaparlar . Esasen  Osmanlı fethettiği topraklarda  yerleşik halktan yardımlar gördüyse bunu  hep adalet duygusunda aramayıp birazda ayak bastıkları yerlere getirdikleri  sosyal düzen sulh ve idare politikalarındaki  akıllılık ve ciddiyette görmek gerekir.  Haçlıların feodal kan dökücü  ve mezhep farkı güdücü baskınlarına karşılık Türk- Müslümanların adaletli ve akılcı yönetimleri tabiiki kabul görmekteydi .Batıyı titreten  Murat han kendisine karşı birleşen kuvvetleri Kosova’da yenmiş ve savaşı kaybedenlerin halklarına kin ve düşmanlık beslemek yerine  onları dindaşlarından görmedikleri bir müsamaha ve yumuşaklıkla kendi bayrağının gölgesinde toplamıştı . Temiz bir inanç ve üstün bir medeniyet anlayışı ile Rumeli’ye yerleşen Türkler  bu ülkeye sadece toplarını  tüfeklerini değil medeniyetlerini de geçirmişlerdi. Öyle ki Sırp Ortodoksları koruyucuları olarak gördükleri Osmanlının mağlup edilmemesini diliyorlardı .

        Yıldırım Beyazıt devlet  idaresini devraldığı zaman zaten Cermen ve Latin tecavüzlerinden yılmış olan Sırplar, dini ve milli değerlerine karşı gördükleri müsamaha nedeniyle fatihlerin idaresine tereddütsüz katıldılar , hele de Arnavutluk, Macar ve Dalmaçya  fetihlerine katılmaları ve ganimet bölüşmeleri onları idareye büsbütün ısındırdı .Yıldırım  üstün siyasi  görüşü ile birbirinin tahtına göz dikmiş Avrupalı devletlerin çekişmelerinden mezhep ve zümre rekabetlerinden ustaca faydalandı . Henüz fethedilmemiş olan Macar  imparatoru gelmekte olan tehlikeyi sezmişti yanına çağırdığı Cenevizliler ise açıkça Osmanlıdan yana olduklarını bildirmişlerdi .

        Fransızların önderliğinde toplanan haçlı ordusu Bulgaristan’ı alır almaz  amaçlarından sapmış bir halde yerli halka zulüm ve işkenceler tecavüzler yapmışlardı  ve Niğbolu da Osmanlı ordusu ile karşılaşıp mağlup oldular , Batılı yazarlar yenilgi sebebi olarak gördükleri gayri Müslim oldukları halde Osmanlı lehine davranan  önemli sayıda birliklerden  bahsederler  yine aynı tarihçiler Hıristiyan kavimlerin kendi dindaşlarında bulamadıkları emniyeti Osmanlıda bulduklarını  yazarlar .

        Bu sırada  Balkan milletleri  Bilhassa Sırplar kısa ömürlü devletlerinin siyasi varlığını Türklere teslim etmişlerdi  çünkü Cermen ve Latin baskısı altında çelimsiz  yılgın ve bir şefaatçiyle ihtiyacı olduğunu saklayamayacak bir haldeydiler .  Cermen ve Latin baskısı altında ezilen Ortodoks kütlelere  vicdan hürriyeti ve medeniyet Osmanlı sayesinde gelmiş  Türkler yerleştikleri yerleri medenileştirmişlerdi . Osmanlıların diğer büyük savaşçı devletlerden farkı halkı kucaklayan bir sevgi ve her yönlü hoşgörüsünün olmasıdır  bu nedenle imparatorluğun her farklı ikliminde yaşayan halklara eşit şekilde  davranan bir mekanizma kurulmuş ve idari mekanizma rahatça işlemiştir .

        Müslüman Türkler balkanları ve orta Avrupa’yı ele geçirmekle Mezhepleri ve dilleri farklı siyasi amaçları ise birbirlerini yok etmek olan kavimleri ana devlet otoritesi altında toplamışlardı. Kendi başlarına ve amaçsız başıboş yaşayan bu halkların siyasi kimliklerine son vererek kültür bakımından yenilenmelerini sağlamışlardı.

        Osmanlı Türkleri fethettikleri yerler üzerinde gelip geçici  istilacılar gibi olmamışlar kültürel ve yönetim anlayışı yönünden buraları etkilemişlerdir .

        Bu kültürel yayılışı etkileyen iki önemli etkenden biri  cebri ( zorunlu ) veya ihtiyarı ( kendi isteği ile ) sürgün uygulamasıdır fethedilen yerlere gönderilen aileler buralara kültür ve medeniyeti yaşam biçimi olarak götürmüşler ve bizzat yaşayarak  öğretmişlerdir. Bir medeniyetin bir başka yere top yekün nakledilerek yaşatılması buralarında vatan haline gelmesine yardım etmiştir. Buralara  gönderilecek halklar seçilirken   ciddi bir titizlikle bütün köy kasabalar tek tek dolaşılır nüfusu fazla artan ve tımarı azalan yerlerden aileler toplu olarak göç ettirilirlerdi. Bu nedenle yeni yerleşim yerine  göçen halk yerleştiği yeri vatan olarak benimsemişti.

        Bu politikanın   yanı sıra devletin kolu kanadı altında teşkilatlanan mücahid ve idealist tarikat mensupları da bu bölgelere gönderilirdi  ve devlet çarkına büyük yardımları olurdu  ıssız yerlerde tekke ve zaviyeler kurarak buraları yerleşim yerleri haline getirirler hanlar kervansaraylar kurarlardı . Bunlar şeyhlerine  bağlı olarak görev yapan müridlerdi. Balkanlar Türkleştirilirken burada yaşayan halklar şiddet uygulanmadı buradaki dini içtimai kolonilerin yanına Türk –Müslüman kolonileri getirildi .Bunun sonuçları olarak  sanat ve medeniyet izleri ,sosyal hayatın yükselmesi, mimari abidelerin yükselmesi , hanlar, hamamlar ,çarşılar, kervansaraylar, bedestenler, aşhaneler,  su kemerleri ve en takdir gerektiren eser olan külliyeler  Türklerin yerleştikleri yerlerde boy gösterdi ve günümüze kadar devam edecek Müslüman Türk izleri meydana geldi .

 

        Burada önemli olan nokta  Osmanlı devleti kuruluş bölgesi Anadolu’da   fetret devrinde ve   gerileme döneminde  parçalanmış veya zor durumlarda kalmış olmasına rağmen  Balkanlarda Tür yönetime karşı  hiçbir halk ayaklanması ortaya çıkmamış olmasıdır. Herhalde Osmanlı Devletti bu bölgeler halkın isteği doğrultusunda yerleşmiş olmasa devletin güç durumlarından yararlanmak isteyenler öncelikle Hıristiyan balkan halkları olurdu ,Osmanlı’ların balkanlardaki fetihlerinin belirgin bir özelliği de gelişigüzel ve çapul olarak değil  belirli bir program altında bilinçli bir yerleşme  biçiminde ortaya çıkmasıdır . O bölgelerde yaşayan halkın yeni yönetimden hoşnut olmaları  bunun sonucu  olarak  açıklanabilir . 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !