Osmanlı Devletinin Yükselme Döneminden İtibaren Meydana Gelen Si

Ömer DENİZ     

       

         Osmanlı devletinin yükselme döneminden itibaren meydana gelen sipahi ayaklanmaları ve celali isyanlarının çıkış sebepleri ve ülke üzerindeki etkileri:

 

         Celali isyanları Osmanlı devletinde  16-17 yy da Anadolu'da meydana gelen Osmanlı idaresine karşı Celalilerin çıkartmış oldukları isyanlardır .Celali tabiri Celal'e mensup celal taraftarı anlamında kullanılmakla birlikte 16 yy başlarında isyan eden Bozoklu Şeyh Celal ile ilgilidir

         Eşkıyalık hareketleri, XV. yüzyıldan itibaren Akdeniz dünyasında değişen sosyal ve ekonomik koşullara paralel olarak giderek artan  bir tırmanma eğilimi gösterdi. Akdeniz dünyasının doğusunda  büyük bir güç olan Osmanlı İmparatorluğu XVI. yy'ın son çeyreği ile XVII. yy'ın  ortalarına kadar büyük bir sosyal problem haline gelen eşkıyalık hareketlerine , doğusun da ve batısın da devam eden oldukça külfetli ve yıpratıcı savaşlara rağmen çözüm üretmek zorunda kalmıştır.

         Celali isyanları başlangıçta Osmanlı idaresinden memnun olmayan zümrelerin ve şii eğilimli Türkmen gurupların Safevilerinde tahrikiyle devlete baş kaldırmaları şeklinde ortaya çıkmış16 yy sonlarına doğru büyük bir mesele halini alarak değişik mahiyet kazanmıştır

         2.Beyazıt zamanında Şah İsmail’in Alevi propagandası en çok Hamit ve teke illerinde kendini göstermişti baba tekeli liderliğinde devlete başkaldıranlara Devlet bizimdir iddiasındaydılar  yine 1 selim tahta çıktığında Nur Ali adlı asi tokat civarına hakim olmuştu  Yavuz Sultan Selim ini Çaldıran Şah İsmail’in tesirini azalmakla birlikte tamamen ortadan kaldıramadı  1519 da Şeyh Celal adında Bir kişi mehdilik iddiası ile Tokat civarında ayaklanınca bundan sonraki isyanlar hangi gaye ile olursa olsun  halk tarafından onun adına nispetle Celali  sıfatıyla anılmaya başlanıldı Daha önce yerel adli vakalar olarak ortaya çıkan eşkıyalık faaliyetleri 1596 yılında sefere katılmayan ve sayıları 30.000' i bulan Haçova firarilerinin tımarlarına ek konulunca, büyük yığınların katıldığı isyanlara dönüştü Halk kendisine zarar veren her asiyi Celali olarak görüyor ve o dönemin kaynaklarında  asi liderin ismi Celali   tabiriyle birlikte geçmektedir bu isyanın şiddetle bastırılmasından sonra Kanuni Sultan Süleyman döneminde bir dizi dini isyan çıktı Safevi tahriklerinin yanı sıra mahalli idarecilerin keyfi uygulamaları ve bu uygulamalardan şikayetçi olanlarla bir kısım Türkmen guruplar devlet için oldukça büyük bir tehlike halini alan  isyanlar çıkarttılar

         Anadolu'nun kırsal kesimleri, yarım yüzyılı aşan uzun yıllar boyunca çıkar birliği yapan, aynı uğraşlarda buluşan , sonra tekrar yolları ayrılan, bu çıkar ve uğraşları yeniden tanımlayan grupların yarattığı kargaşalıkları göğüslemek zorunda kaldı. Celali denen ve köylere , küçük topluluklara saldıran bu eşkıyaların tahribatı ağır oldu. Seyyar tüccarlara yaptıkları saldırılar, kervan güzergahlarına düzenli baskınlara dönüştü; şehir kuşatmaları şehir halkından düzenli haraç almayı da kapsayacak şekilde yoğunlaştı. Bazı eşkıyalık faaliyetleri yerel düzeyde kalırken bazıları çabucak yayıldı. Bazıları ise birkaç eyalette Osmanlı ordularıyla sıcak çatışmaya girdi.Aslında yerel çaplı ayaklanmalar ve itaatsizlik Osmanlı İmparatorluğunda ilk kez rastlanan bir olgu değildi Taşrada asayiş ancak Vezir-i Azam Kuyucu Murad Paşa'nın Celalileri kırmaları için her yere güçlü ve iyi ordular göndermesiyle sağlanabildi. Eşkıyalık bir süre ortadan kalksa da 1622'de yeni liderler yönetiminde ancak eski bileşenleriyle yeniden belirdi. Bütün bu olaylar, yeni bir vezir-i azamlar hanedanın Taşrada yeniden güçlü bir devlet denetimi kurmasıyla 1658 yılında bastırıldı.

         Osmanlı İmparatorluğu'ndaki eşkıyalık faaliyetlerini ve bunların kitleselleşmesini sağlayan  ve bu hareketin niteliğini  belirleyen sebepleri saptamak gerekirse Bunun birinci sebebi, eşkıyalık türküleri,gibi halk ın etkisidir  İkinci sebep ise XVI.yy'dan XVII. yy geçiş sürecinde Akdeniz dünyasında ve onun bir parçası olan Osmanlı İmparatorluğu'nda oluşan kriz ortamı  Fiyat artışı, demografik değişim, toprak rejimindeki değişim vb. gibi etkenlerin kullanılması , kriz ortamının, Celali İsyanlarının niteliğini  belirlemesi  bizim ihtiyatlı bir yaklaşım sergilememizi zorunlu kılar. Bu tartışmalar çerçevesinde yinede Osmanlı İmparatorluğu'nda bu dönemde meydana gelen toplumsal ve ekonomik değişimler,

         XVI.yy.'ın başlarından itibaren nüfus artış hızının %60'lara ulaşması, yabancı gümüş akışı ve Avrupalı tüccarların mütecaviz ticareti , para dolaşımının artmasına, temel maddelerde fiyat artışına ve devalüasyona yol açtı. Ateşli silahların yaygınlaşması, savaş teknolojisinde ki değişim Osmanlı İmparatorluğunda bir kriz ortamı yarattı. Değişen dünya koşullarına ve kriz ortamına cevap olarak merkezi yönetim, toprak ve askeri sisteminde değişikliklere gitmek zorunda kaldı. Bütün bu değişimlerin ve kriz ortamının bir sonuçlarından biri olarak  eski konumlarını yitiren ve yaşamlarını idame ettirebilmek adına birleşen işsiz güçsüz yığınları ortaya çıktı. Değişen koşullar bu yığınların sisteme yeniden entegre olabilmesi için değişik kanallar oluştursa da seçenekler fazla değildi. Kendilerine pekte parlak gelecek sunmayan medreselere gidebilirler yada eşkıya ve paralı asker olabilirlerdi. Bu genel çerçeve içerisinde Celalilerin oluşum süreci ve büyük Celalilerin faaliyetleri ele alındığında Osmanlı'daki eşkıyalık faaliyetlerinin genel niteliği ortaya çıkacaktır.

 

I.       CELALİLERİN OLUŞUMU

         Osmanlı'larda eşkıya grupların faaliyetlerini binbeşyüzlü yıllara kadar götürmek mümkünse de onaltıncı yüzyılın ikinci yarısında bu gruplar oldukça yoğunluk kazanmış ve yüz yılın sonunda büyük isyanlara dönüşecek kadar kitleselleşmiştir. Bu oluşumu belirleyen iki temel süreç önemlidir. Birincisi tımar sistemindeki değişikliklerin ve gittikçe ağırlaşan vergilerin bir yan ürünü olarak işsiz yığınların oluşumu süreci, ikinci olarak da, ateşli silahların bu kitleler tarafından kolay ulaşılabilir hale gelmesiyle bu grupların, birer eşkıya veya paralı askere dönüştüğü silahlanma sürecidir.

         Tımar sistemi nakit ihtiyacın olmadığı orta çağlar boyunca sorunsuz bir şekilde işlemeye devam etti. 16. yüzyılın sonlarına gelindiğinde ise tımar sahipleri ekonomik krizden en çok zarar gören grup oldu. Savaşma usullerinde değişimler, akçenin değer kaybetmesi ve toprakların iltizamla işletilmeye başlanması onları derinden etkiledi. Değişen koşullara ve giderek zorlaşan ekonomik şartlarda toprağını terk ederek, yeni oluşan kanallardan sisteme farklı şekilde entegre olabilme yollarını aramıştır. Bu gelişmeler esnasında, toprağını terk eden köylünün ödemesi gereken çiftbozan vergisiyle, normal zamanlarda esnaf ve zanaatkar taifesinin ödediği bir takım vergilerin kente yeni gelen bu reaya tarafından ödememesi yüzünden hazinenin uğradığı çifte kayıptan dolayı ateş püskürmektedir". Topraklarını terk eden ve gelir kaynaklarını yitiren köylüler, geçimlerini sürdürebilmek adına geleneksel bir yöntem izleyerek medreselere yöneldiler yada daha sonra değinileceği gibi ateşli silahlarla donanarak farklı bir toplumsal niteliğe bürünüp eşkıya-paralı asker kitlelerini meydana getirdiler.

         A. Suhteler

Toplumsal hiyerarşinin tepesinde devlet bürokrasisi ve askeri sınıflar vardır. Bu grup imparatorluğun sonuna  kadar en prestijli ve geliri en yüksek katman olarak kalır. Sıradan köylü ana görevi gıda üretimi ve vergi ödemek olduğu için tımar alamaz hatta şehirde bile yaşayamazdı. Bir köylü için toplumsal piramitte tırmanmanın tek alışılmış yolu  dini kurumlara girmektir. XVI. yy'ın ikinci yarısıyla XVII. yy'ın başlangıcı boyunca topraklarını terk eden işsiz güçsüz avare öbeğinin büyük bir kısmı suhte olmak için  medreselere akın etti Dinsel eğitimin üzerindeki yükü hafifletmeye yönelik çabalara rağmen, medreselerden yetişen büyük sayıda genç iş bulamıyor, bundan dolayı bir kızgınlık duyuyor ve gruplar halinde kırsal bölgelerde dolaşmaya başlayıp kadı veya atanmış naib gibi davranarak köylülerden yiyecek, barınak ve geçimlik para istiyorlardı. 17. Yüzyılın başlarında öğrencilere  karşı takınılan tutumlarda değişti. İlk defa, bu öğrencilerle tüm yönlerini, sembolik güçlerini ve çıkarlarını hesaba katarak pazarlık edip anlaşmak için ciddi bir çaba sergilendi. Bu çaba ile suhtelerin taşradaki diğer mücadelelerin dışında bağımsız bir birim olarak yok etme fikri ortaya çıktı ve nitekim 1613 yılında yok oldular. Suhtelerin bir kısmı yavaş yavaş oluşan ve kırsal kesimin yağmalanması ve tahribi etrafında örgütlenen başka grupların içine karıştılar. Suhteler belki ayırt edici özelliklerini yitirdiler ama diğer potansiyel eşkıya, haydut ve paralı askerlerle ittifaka girdikleri ölçüde sayılarını ve örgütsel güçlerini artırdılar.

         B. Eşkıyalar ve Paralı Askerler

         Anadolu 16. Yüzyılın ikinci yarısı ile 17. Yüzyılın ilk yarısında yükselmek isteyen köylülere belli başlı üç fırsat sunuyordu. Medreselerde suhte olabilirler yada yerel iktidar sahiplerinin maiyetine girebilirler üçüncü olarak Osmanlı ordusuna katılabilirlerdi. Dinsel yada askeri yollardan her iki doğrultunun da kişiyi yarı yolda bırakma ihtimali vardı. Bu gerçekleştiğinde ise öğrenciler ve paralı askerler eşkıyalığa yönelmeyi tercih ediyorlardı. Sıkıntı çeken pek çok köylü çiftliğini dağıtıyor öküzlerini satıp at alıyor sabanlarının demirlerini silahla takas ediyordu. İşsiz güçsüz kalan köylüler, kolaylıkla bir görevlinin hizmetine girip adam, yönetimin gözünden düşünceye kadar ona hizmet edebiliyorlardı. Bu kişilerin belli bir resmi garantisi olmadığı için resmi idarelerin değişmesi ile işsiz kalıyorlardı. Küçük gruplarda haydutluğa başlamayanlar liderlerinin ayaklanma yoluyla yeni bir resmi görev ele geçirme çabasına destek oluyorlardı.

Özetleyecek olursak, avarelikten milis güçlerine oradan da sekban ordularına geçen eşkıya, toplumsal bir tip olarak köylü toplumundaki esas kökeninden uzaklaşmış, kendi dünyasında bir parça kalıcılık ve imtiyaz elde edebilmek için savaşan bir tip olarak belirmiştir.

               

         BÜYÜK CELALİ GRUPLARI

         Kapı halkları genelde kısa ömürlü geçici gruplar olsalar da yine de belli bir takım askeri ilkeler etrafında örgütlenmişlerdi. Kapıkulu liderliği örnek alınarak oluşmuş çeşitli liderlikler etrafında toplanmışlardı. Askeri birimlerden terhis olunduktan sonra da bu örgütlenmelerini koruyan ve bir sekban grubu yaratan bu gruplar 1596 yılındaki Haçova firarilerinden sonra imparatorluğun çekirdeği olan Anadolu'da devletin yok etmekte oldukça zorlandığı büyük eşkıya liderlerini ve isyanlarını yarattılar.

         A. Karayazıcı

Karayazıcı, yükselerek bölükbaşı olan bir sekbandır. Haçova savaşı esnasında Sivas ve Malatya sancak beylerine vekalet etmiş, daha sonra Tarsus-Silifke yöresindeki medrese öğrencilerinin çıkardığı kargaşalıkları yatıştırmakta görevlendirilmiştir. Bu esnada bağlı bulunduğu sancak beyi görevden alındığı için Karayazıcı ve adamlarına yol verilmiş, bunu üzerine Haçova firarileri ile İstanbul'da barınamayan sipahileri de yanında toplayarak, yağma faaliyetlerine girişmiştir. 1592 ile 1602 arasındaki üç yıl boyunca Karayazıcı'nın orduları Anadolu köylülerinin sırtından geçindi[19]. Osmanlılar batı sınırında savaşırken Karayazıcı'nın faaliyetlerini durdurması için Hüseyin Paşa'yı görevlendirdi, ancak Hüseyin Paşa ilginç bir şekilde Celaliler'e katıldı.

         B. Deli Hasan

Deli Hasan, kardeşinin intikamını almak iddiasıyla Celaliler'in başına geçmişse de kısa zamanda devlet içindeki bağlantılarından yararlanarak devletle anlaşmayı talep etmişti.  ve Bosna Sancakbeyliğine tayin edildi.bir kısım olaylar Sonunda Deli Hasan Belgrat'a kaçmak zorunda kaldı ve 1606 yılında sıradan bir Celaliden öte saygın bir Osmanlı askeri olarak idam edildi.

         C.  Kalenderoğlu  

Çavuşluk ve mütesellimlik görevinde bulunmuş olan, Kalenderoğlu Mehmed ilk defa Batı Anadolu da, Saruhan'da 1605 te  isyan etmiş daha sonraki hareketlerini de hep bu bölgede sürdürmüştür. Kuyucu Murad Paşa Sivas sancakbeyliği teklifiyle karşısına çıkmıştır. Bu teklif  Kalenderoğlu tarafından reddedildi. 1607 yılı boyunca Celaliler hızla güçlendi İsyancıların hareketi neredeyse tüm Anadoluyu etkisi altına almıştı. Osmanlının üzerine gelmesiyle Kalenderoğlu İran sınırına çekilerek Şah Abbas'ın ordularına katıldı.

         D. Canboladoğlu

         Osmanlı Devleti'nin Ali Paşa'yı diğer Celali'lerden daha fazla ciddiye aldı İran'la yapılan uzun savaş yıllarında Osmanlılar Suriye'nin kontrolünü Canboladoğulları'nın almasına müsaade ettiler. Bu kuzey Suriye'nin kontrolü ile, ticaretle birlikte ziraatten yüksek miktarda vergi geliri sağlanması anlamına geliyordu. Amcası Hüseyin Paşa'nın ölümü üzerine Canboladoğlu Ali Paşa bölgenin idaresini eline geçirdi. Paşa' nın makamını güvence altına almak için Osmanlı sultanı ile pazarlığa girişmesi sonucu  sorunlar başladı. Bir kısım olaylardan sonra  Canboladoğlu Ali teslim alınarak İstanbul'a getirildi. Aslında isyancı olmadığını çevresindeki kötü niyetli kişilerin tesiri altında kaldığını söyleyerek padişahtan af diledi. Temeşvar beylerbeyliğine tayin edildiyse de burada bir yıl kaldıktan sonra Belgrat'a kaçtı. Kuyucu Murat Paşanın girişimiyle burada yakalanarak öldürüldü

      

         SONUÇ

         Celaliler uzun yıllar boyunca Osmanlı Devleti'ne oldukça zarar vermesine karşı, hiçbir zaman, devleti yıkmak veya Osmanlı Hanedanlığı'nı devirmek adına bir girişimde bulunmadılar. Herhangi bir politik veya dini söylem geliştirmediler ve bu söylem etrafında birleşerek güçlü bir lider çıkarmadılar. Eşkıya reisleri de tıpkı Osmanlı Elitleri gibi başarıyı Osmanlı taşra idaresinde üst düzey mevkiler elde etmekle bir görüyor ve devletle bütünleştirilme peşinde koşuyordu. Bu yüzden isyanları sisteme muhalefet değil sistem içinde hareketlilik kazanabilmek için yapılan manevralardı.

         Aslında giderek daha fazla sayıda Celali'nin Osmanlı sistemine dahil olmasıyla Celali liderlerini Müslüman köylü Türklerden sadık Osmanlı askerine doğru toplumsal ve siyesi bir dönüşüm geçirdiklerini, emirlerindeki adamların da Padişahın arkasında hizaya girdiklerini Safeviler ve Habsburglarla savaşırken kuşatma yapmak için gerekli insan gücünü sağladıklarını ve Osmanlı yönetici elitinin faydalandığı nimetlerden nasiplendiğini ileri sürülür.

         Celaliler ister devlet politikalarının bir sonucu olarak algılansın isterse değişen koşulların ve kriz ortamının bir yan ürünü olarak oluşsun, niyetleri itibari ile değil, sisteme yeniden entegre olabilmek adına yeni zamanlara karşı giriştikleri faaliyetlerle isyancı kimliği kazanmış eşkıyaya dönüşmüş köylü yığınlardır.

         

         CELÂLİ İSYANLARI'NIN SONUÇLARI

         XVI. yüzyılın son çeyreğinde içerideki nüfus artışı ve bürokratik değişim, dışarıdan da ateşli silahların kullanımının yaygınlaşması, Amerikan gümüşünün Osmanlı piyasasına girmesi, fiyat artışlarının olması gibi faktörler, askeri mali, siyasi ve sosyal alanda değişimlerin yaşanmasına sebep olmuştur. Bu değişim Osmanlı klasik düzeninin de değişimini kaçınılmaz kılmıştır. Özellikle ekonomik düzende meydana gelen değişim askeri ve siyasi birçok değişimi de beraberinde getirmekle beraber sosyal düzende de birçok hareketi tetiklemiştir. Bu hareketler en başta küçük çaplı hareketler olarak ortaya çıkmışsa da daha sonra kitlesel olarak Celali isyanlarına dönüşmüştür. Celali isyanlarının sebebi XVI. yüzyılın son çeyreğinden itibaren Avrupa'da ve Osmanlı imparatorluğunda gelişen, ve sonuçta askeri düzenden, vergi toplama şekline ve toprak yönetimine kadar birçok alanda meydana gelen değişimlerdir.

         İsyanlar öncesi durumu biraz açacak olursak eski düzenin yaşadığı krizin, klasik toprak rejimindeki ve vergi toplama usulündeki değişikliklerden, bürokrasinin ve bu arada özellikle ordunun harcamalarının artışından kaynaklanmış olduğunu görürüz. Bu dönemde Osmanlı İmparatorluğu'nun yaşadığı durumu ağırlaştıran bir başka sebep de ulufeli asker sayısının artırılmasına yol açan, ateşli silahların yaygınlaşması ve sipahilere  duyulan ihtiyacın azalmasıydı. Askeri alandaki teknolojilere bağlı olarak da askeri harcamalar ve merkezin nakit paraya olan ihtiyacı giderek artıyordu. Bu ihtiyacı ağlamak için de vergilendirme sisteminde iltizam usulü benimsenmiştir.

         Bir diğer görüntü 16. yy'da yaygın olarak nüfus artışının gerçekleşmiş olmasıdır. Avrupa artan nüfusu keşfettiği yeni yerlere yerleştirerek ve zenginliğini kullanarak istihdam ederken  bir başka nokta da Amerikan gümüşünün Osmanlı piyasalarını istila etmesidir. Bu istila sonucunda akçenin değeri düşmüş ve fiyatlarda belirgin bir artış olmuş, ulufeli askerler isyan etmeye başlamış, halkın alım gücü azalmış, halk kıtlık yaşamaya başlamış ve çareyi ya göç ederek ya da eşkıyalara katılarak bulmuştur.

         Kısaca bütün bu faktörler hem birbirinin sebebi hem de sonucu olmuştur. Bu faktörlerin yarattığı ortamda da haksızlığa uğradığını iddia eden her kesimden insan başta başıboş dolaşmaya, talan etmeye başlamış daha sonra eşkıyalığa başvurarak kitlesel olarak Celali isyanlarını hem beslemiş hem de yeni katılımlara sebep olmuşlardır.

         Celali isyanları imparatorlukta meydana getirdiği önemli değişimler dolayısıyla derin izler bırakmıştır. Öyle ki Celali isyanları Anadolu'nun tahribatına sebep olmakla kalmayıp, memleketin sosyal ve ekonomik bünyesinde de yaralar açmıştır.

 

 

             

         II. İSYANLARIN SOSYO-EKONOMİK SONUÇLARI

         Celali isyanlarının en büyük ve en etkili sonucu köylü reaya arasında yaşanan "Büyük Kaçgunluk"tur. Büyük Kaçgunluk isyanların  yıkıcılığına maruz kalan köylünün köylerden ve yaşadığı yerlerden daha güvenli bulduğu yerlere yaptıkları göçlerdir. Topraklarını bırakıp kaçanlar bazen dağ başlarına, daha güvenli buldukları ormanlık alanlara, ketlere ve bazen de başka bir sancağa göç ediyordu. Belirtelim ki köylünün hepsi bu kaçguna katılmamıştı. Göç etmeyenler kaleleri onarıp, yeni surlar yaparak kendilerini Celali isyancılarına karşı korumanın yollarını aramışlardır. İsyanlar önceleri  köyleri tahrib etmiş  1603'te Celaliğin yeni bir döneme girmesiyle değişti. Bu dönemde Celali önderi Deli Hasan Rumeli'ye geçmiş ama diğer Celaliler onunla birlikte gitmeyerek Anadolu'da daha teşkilatlı hareketlere başlamışlardı. Bundan sonra şehir ve kasabalarda isyanlardan etkilenmeye başladı.

         Bu göçlerin sonucunda kapıkulları, umera, müderris ve köylüden daha güçlü olanlar çiftlik kurmaya başlamışlardı. Çiftlik sahipleri üretimde ekinciliğe değil hayvancılığa önem verdikleri için, kaçan köylülerin evlerinin yerine yeni yapılar yapmışlardı.

         Celali isyanlarının bir başka önemli sonucu, köyün tarım yapan halkının levendliğe yönelmesi ve bunun sonucunda üretimin azalmasıdır.Köylülerin ziraatı bırakarak göç etmeleri sonucunda özellikle Celalilerin talana çıktığı, köylülerin saklandığı dönem boyunca tarlalar boş kalmaktaydı. Bunun için hükümet bir taraftan köylünün tekrar yerlerine dönmelerini ve ticaret sahiplerine kolaylık gösterilmesini tavsiye yollu eyaletlere fermanlar gönderirken, bir taraftan da 1609 yılında Adaletname ismi altında yayınladığı fermanlarla da köylünün kendisini dışarıdan gelenlere karşı korumasını sağlamaya çalışmıştır.

         Halk bir taraftan kendilerine de bir gün saldırı olabileceği korkusunu taşırken, bir taraftan da yağmalardan nasibini almak hevesine kapılıyor ve bu nedenle de köylerini terk ediyorlardı. Kıtlık göçe yol açıyordu, göçte kıtlığı arttırıyordu. Kıtlık içinde yaşayan halk da eşkıya hareketlerini besliyordu. Ancak diğer toplumsal huzursuzluklar sonucunda olsun Celali isyanlarının sonucunda olsun Osmanlı köylüsünün teşkilatlanıp da bir ayaklanma çıkardığı görülmüyor. Köylülerden de eşkıyalık yapan vardı hatta büyük kaçgun sırasında köylülerin çoğu levend olmuşlardı ama  organize olmuş bir köylü ayaklanmasına rastlanmıyor.

 

         III. İSYANLARIN ASKERİ YAPIYA ETKİLERİ

         Celali isyanları sosyo-ekonomik hayatta, idari yapıda meydana getirdiği değişiklikler yanında askeri yapıda yarattığı dönüşüm açısından da önemlidir ki bu değişiklikler birbirinin nedeni de olmuşlardır.

         Avrupa ile yapılan savaşlarda, teknolojik gelişmelerle donanmış asker karşısında tımarlı  sipahiler yetersiz kalmaya başlamıştı. Bu savaşlar karşısında devlet hem nakit paraya ihtiyaç duyuyordu hem de tımarlı sipahilerden daha iyi askerlere. Devlet her iki ihtiyacını da karşılamak için, beylerbeylerine, Sekban birliklerine asker almak için vergi toplama yetkisi verdi. Bu durum küçük rütbeli komutanları, sekban ve sarıca birimlerinin komutanlarını halkı kendi hesaplarına soymaya götürdü. Yeniçeriler celali isyanları sonucunda eyaletlere kentlere ve kasabalara güvenliği sağlamak için yerleştirilmişlerdi. Yeniçerilerin zamanla buralarda sayılarının artmasıyla birlikte, etkinlikleri de artmış ve onlar da konumlarını güçlendirmek için ulema, lonca başları ve tüccarlarla ilişkiler kurmaya başlamışlardı.

         Osmanlı imparatorluğunun iki temel kurumu tımar ve kul sistemindeki herhangi bir değişiklik askeri, ekonomik, sosyal v.b. alanlarda da değişme neden oluyordu. Tımarlı sipahilerin, paralı askerlerin kullanılmaya başlanması ve celali isyanları sonucunda köylünün toprağını bırakarak göç etmesiyle işlevi azaldı. Tımarlı Sipahilerin arka planda kaldığı bu dönemde ise kapıkulu sayısında artış olmaya başlamıştır. Bunda devşirme uygulamasının bozularak, yeniçeriliğe Türk olanların alınmasının da etkisi vardır. Kapıkullarının sayısının artmasıyla, bunlar ile sekban ve sarıcalar arasında düşmanlık olmaya başlamıştır. Sekban ve sarıcalar devletin duyduğu asker ihtiyacına kısa süreli de olsa cevap verebiliyorlardı. sipahilerin pratik olarak işlevi azalmıştır. Eski tarz tımarların ve sipahilerin çöküşü ise klasik dönemin sonunda gerçekleşecektir. Tımar sistemindeki değişim, bir bozulma olarak ele alınacaksa da, bunun yeni şartların bir zorlamasıyla olduğu dikkate alınmalıdır.

 

          IV. İSYANLARIN İDARİ VE SİYASİ SONUÇLARI

         Celali isyanlarının idari ve siyasi sonuçlarına genel olarak bakacak olursak, bu isyanlar sonucunda bazı müesseselerin çöküntüye uğrayıp bazı yeni müesseselerin ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Çöken müesseselerin başında topraklı sipahilik, onun yerine yeni bir varlık ve vakıa olarak ortaya çıkan ise gerek kapılı levend-kapılı sekban ve gerekse miri levend - miri sekbanlardır.

Ayrıca Celali isyanlarının sonucunda, zarar gören sadece tımarlı sipahiler değildi eşkıyalık arttıkça, köyler, kasabalar, halk ülkenin idari, askeri ve ekonomik yapısı da zedeleniyordu.

         Anadolu'nun Celali isyanlarından sonraki bu görünümü 1610 yılından sonra yavaş yavaş iyileşmeye başlamıştır.1610 yılında Son Büyük Anadolu Celalisi'nin de idamı ticaret koşullarını gözle görülür biçimde iyileştirdi. Kentlerde etkinlikler canlandı, kervanların korunması sağlandı ve kentler arası ticaret yoluna girmeye başladı

 

         SONUÇ

         Celali isyanları gerek oluşum safhasında ve gerekse sonuçları itibariyle Osmanlı Devletinde büyük izler bırakmış ve devleti çok uğraştırmış olaylar silsilesidir.  Öyle ki devlet, içerideki bu sorunla uğraşmaktan doğudaki ve batıdaki savaşlara askeri olarak büyük bir güçle karşı koyamamıştır. Kuyucu Murad Paşa'nın son büyük Celali isyancısını öldürmesine kadar Anadolu'daki bu karmaşa devam etmiştir .Kuyucu Murad Paşa Celalileri tamamen ortadan kaldıramamıştır. Ama askeri  ve idari tedbirlerle çoğunu etkisiz hale getirmeyi başarmıştır.

         Celali isyanları, nüfus artışının olduğu, dolayısıyla işsizliğin arttığı, vergi toplayanların köylüğü sömürdüğü, kıtlıkların yaşandığı, göçlerin meydana geldiği bir ortamda memnuniyetsizler tarafından beslenmiştir. Memnuniyetsizlerin beslediği Celali isyanları da yeni eşkıyalar,  yeni celaliler yaratmakta gecikmemiştir.

         Celali isyanlarına zemin hazırlayan bu faktörleri, sonuçlarında da görebiliriz. Örneğin, nüfusun artması işsizleri de arttırmış, bunlar istihdam edilemeyince eşkıyalık hareketlerine başlamışlar, bu hareketlerden dolayı köylü toprağını bırakıp göç etmiş bu da kıtlığa yol açmıştır. Kıtlık tekrar göçlere sebep olmuş ve eşkıyalık hareketleri de artmıştır. Bu durum Celali isyanlarının hissedildiği her yerde, ekonomi de, sosyal hayatta, siyasal yapıda ve her şeyden önce insanın kendisinde iyileşmesi uzun yıllar alacak  yaralar açmıştır.

Yorum Yaz