Şeyh Bedreddin Hayatı Ve İsyanı

ŞEYH BEDREDDİN

                                                          

GİRİŞ

 

Tarihimizin üzerinde pek çok konuşulan ve gerek kişiliği gerekse eylemleri ile birbirine zıt pek çok görüşe konu olan en ünlü simalarından biride Simavna kadısı oğlu Bedrettin’dir. Hilafet iddia eden[1] Devleti yıkmaya ve yeni bir düzen kurmaya kalkışan bir dinsiz[2] gibi göstermek isteyenlerin yanı sıra Yüzyılların ender yetiştirdiği alim[3] filozof bir kişilik olarak tanımlayanlarda vardır[4].Her iki görüşü de göz önünde bulundurarak bir tahlil yapmak ve sonucu hür iradeye bırakmak sanırım tarihe haksızlık yapmaktan bizi alıkoyacaktır. 

 

Tarihi Dini Zemin;

 

 Osmanlının yeni şekillendi yıllarda diğer bütün dinlere karşı aşırı bir hoşgörü olduğu muhakkaktır. Sünnilik İmparatorluğu denilen Osmanlıda Aleviler ,Dürziler ,Yezidiler[5] olduğu kadar değişik Hıristiyan tebaalar ve Yahudilerde  baskı atına alınmadıkları gibi dinlerini rahatça yaşamış ve birbirlerini etkilemişlerdir.13 yy başlarında Moğol istilasından kaçan bir çok şeyh ve mürid Anadolu’ya sığındılar .Bunlar arasında Yesevilik ve Kübreviliğe mensup dervişlerde mevcuttu[6]. Osmanlının Kuruluşunda temelleri atılmış olan bu zahir –Batın dengesinin İlm-i Zahirde vakıf olan şeyhler vasıtasıyla korunarak sürdürüldüğü ve özellikle alim –mutasavvufların tasavvuf ile diğer disiplinleri birleştirme çabaları sayesinde pekiştiği söylenebilir[7]. Bu dönemde Osmanlı toplumu içinde genel hoşgörü yüksek bir seviyedeydi. Mesela Murat Hüdavendigar oğullarına başlıca peygamberlerin adlarını vermişti Mehmet ve Mustafa Çelebilerin yanı sıra Süleyman, İsa ve Musa Çelebilerin isimleri murat beyin oğullarına bilinçli olarak hep tek tanrılı dinlerin peygamberlerinin adlarını seçtiği görülür. Anadolu ve Balkanlarda Yahya, Yakup, Yusuf gibi isimlerin yaygınlığı gözlenmektedir. Üstelik hem Osmanlı bey ailesi mensupları hem akıncılar ve diğer Müslüman halk arsında Hıristiyan ailelerden kız almak çok olağandı[8].        

            Farklı bölgelerden gerek fetihlerle birlikte gerekse fetihlerin sonraki göçlerle Anadolu’ya gelen dervişler değişik dinsel mezhep ve tarikatlara mensuptular. Bu dönemde Anadolu’da yaşanan gelişmelerin - sosyo - kültürel ve dinsel çeşitlilik, sosyo - ekonomik ve siyasal istikrarsızlık gibi unsurların da  bu dinsel akımların faaliyetlerini kolaylaştırdığı söylenebilir. Özellikle, köylerde yaşayanlar ve göçebe kitleler şeyh ve dervişlere ve onların tekke/zaviyelerine büyük ilgi gösteriyorlardı.

İslam göçebe/yarı göçebe Türkmenler arasında daha çok tasavvuf ve tarikatlar aracılıyla benimsenmekteydi .Bunun nedeni, İslam’ın yüzeysel ve esnek bir yorumunu yayan bahsettiğimiz türden akımların yaygın olmasıydı. Bu akımların temsilcileri olan babalar ve dervişler bu kitlelere oldukça uygun gelen eski inançlarla  da bağlantılı bir İslam yorumu sunuyorlardı. İşsiz güçsüz başıboş takımın tarikatlara çekilmesi suretiyle sosyal patlamalara karşı tarikatlar aynı zamanda bir tampon mekanizma rolü de  oynuyordu[9]

Göçebe/yarı göçebe kitlelere uygun gelmeyen ehli sünnet akidelerinin ön planda olduğu görüşleri yayan şeyhler ve mutasavvıflar daha çok şehirlerde ve gelişmiş muhitlerde faaliyet gösteriyor, göçebe/yarı göçebe kitleler arasında pek rağbet görmüyorlardı.

Şüphesiz Anadolu’ya göçler sonrası yerli halkın Müslüman olmasında ön planda yine şeyh ve dervişler vardı. Bu babalar kurdukları zaviyeler aracılığıyla, esnek İslam yorumlarını Anadolu ve Balkanlar'daki yerli dinsel ve kültürel unsurlarla da besleyerek, Anadolu ve Balkanlardaki yerli halklara sunuyor, onları yeni idareye ve ahaliye ısındırıyorlardı.
XIII. yüzyıl başlarından itibaren Anadolu’nun her yanına yayılmış bulunan ve devletin nüfuzundaki şehirlerin ve gelişmiş çevrelerin dışındaki köylerde ve göçebe aşiretler arasında çok uygun bir faaliyet ortamı bulan bu Türkmen babalarının, Yesevilik, Kalendirilik ve Haydarilik gibi heterooks tarikatlara mensup bulunduklarını biliyoruz
[10]. Osmanlı tarikatlara ve şeyhlere özel bir önem verirdi onlara bir takım muafiyetler haklar ve topraklar verirlerdi. Dervişlerde köyler kurup camiler yaptırırlardı.[11]

 

 Zeminin etkileri;

 

Anadolu ve Rumeli’deki heterodoks kitlelerin Şeyh Bedreddin hareketindeki rolleri incelenirken gayrimüslimlerin rolünü de ihmal etmemek gerekir. Bizanslı tarihçi Dukas’ın verdiği bilgiye göre, Şeyh Bedreddin’in baş müridlerinden Börklüce Mustafa, Hıristiyan din adamlarıyla işbirliği yapar, Müslüman halka, kendileriyle aynı Tanrı’ya tapan Hıristiyanlara karşı iyi davranmaları için öğütler verirdi. Börklüce ve adamları Hıristiyanlara dostça muamelelerde bulunuyorlar, Dukas’ın deyimiyle, Cenabı Hak tarafından gönderilmiş gibi hürmet ediyorlardı. Şüphesiz Anadolu’ya göçler sonrası yerli halkın Müslüman olmasında ön planda yine şeyh ve dervişler vardı. Bu babalar kurdukları zaviyeler aracılığıyla, esnek İslam yorumlarını Anadolu ve Balkanlar'daki yerli dinsel ve kültürel unsurlarla da besleyerek, Anadolu ve Balkanlardaki yerli halklara sunuyor, onları yeni idareye ve ahaliye ısındırıyorlardı.

XIII. yüzyıl başlarından itibaren Anadolu’nun her yanına yayılmış bulunan ve devletin nüfuzundaki şehirlerin ve gelişmiş çevrelerin dışındaki köylerde ve göçebe aşiretler arasında çok uygun bir faaliyet ortamı bulan bu Türkmen babalarının, Yesevilik, Kalendirilik ve Haydarilik gibi Heterodoks tarikatlara mensup bulunduklarını biliyoruz.

 

Tarihi Siyasi Zemin:

Tarihimizdeki ayaklanmaların nedenleri araştırıldığında dini ıslahat gayesi ile başlasa bile temelinde ekonomik ve siyasal nedenlerin önemi büyük olduğu görülür.[12] Şeyh Bedreddin hareketi döneminin sosyo-ekonomik yapısı tahlil edilmek suretiyle daha iyi anlaşılabilir. Yaklaşık iki asırdan beri  kavgaların karışıklıkların merkezi olan[13] Anadolu’daki   halk kitleleri O dönemin sosyo-ekonomik yapısından dolayı idareye karşı tahrike müsait durumdaydı ve bu nedenle zaman zaman  devlet karşıtı toplumsal hareketler meydana gelmekteydi. Ankara Savaşını izleyen Fetret Dönemi (1402-1413) sırasında, Anadolu ve Rumeli büyük bir ekonomik buhran içerisinde bulunmaktaydı. Timur, Yıldırım’ın oğulları Süleyman, İsa, Mehmed ve Musa Çelebilere kendi hâkimiyeti altında, Rumeli, Balıkesir, Bursa, Amasya, Tokat, Sivas ve çevresi hükümdarlıklarını vermiş ve diğer birçok beylikleri ise yeniden canlandırmış Anadolu’daki dengeleri etkilemişti. Timur’un geri çekilmesi ile Yıldırım’ın oğulları arasında şiddetli bir iktidar mücadelesi baş gösterdi. Bu sırada Osmanlı ülkesi hemen hemen Murad I. dönemi başlarındaki sınırlarına çekilmiş, ancak uç beyleri sayesinde bütünlüğünü koruyabilen Rumeli, Osmanlı İmparatorluğu’nun ağırlık merkezi durumuna gelmişti.[14]

Kitlesel Karışıklık Nedenleri;

Timur ordusu Anadolu’yu yağmalamış, taht kavgalarının yol açtığı iç çatışmalarda eklenince fetihler tümüyle durmuş ve bu nedenle devletin gelirleri tükenmişti. Bu siyasal kargaşa ortamından yararlanan eşkiyalar da zaman zaman halka saldırıyorlardı. Bu tür hareketleri de toplumsal alanda huzursuzluklar yaratmıştır.  Dönemin siyasal karışıklıkları, siyasal otorite boşluğuna da yol açmış, göçmen ailelerin yerleştirilmesi, bekârlara iş bulunabilmesi gibi sorunlarla uğraşılamaz olmuştu[15]. Ege bölgesinde denizciliğin sekteye uğraması da yoğun işsizliğe yol açmıştı. Ayrıca Anadolu’daki kargaşa nedeniyle Rumeli’ye yığılan akıncılar da ayrı bir huzursuzluk ve muhalefet kaynağıydılar. Ayrıca Mehmet Çelebi’nin iktidarı elde etmesi sonrasında, merkezi iktidarın yeniden kurulup, iki başlı bir aristokrasinin oluşmaya başlaması, halk üzerindeki ekonomik ve mali baskıyı artırmaktaydı. Akdağ’ın da belirttiği gibi, gerek Rumeli’deki akıncılar, gerek medrese öğrencileri ile Egedeki işsiz bekarların Şeyh ve adamları çevresinde toplanıvermeleri, hareketin önderine mehdi veya peygamber gözüyle bakacak kadar bağlı mürit olmalarından değil, içinde bulundukları zor şartlardan kaynaklanmaktaydı.  Şeyh Bedreddin’in ideolojisi içinde bulunulan sosyal bunalımı karşılayacak şekilde geliştirilmişti. Öte yandan, toprakların, mülkiyetin ortak kullanımı şeklinde bir düzen vaad ederek, bu işsizlik ve kargaşalıktan bunalmış kitlelere eşitlikçilikten bahsedip, onlara çözüm yolları gösteriyor, kendi yanında yer almaya davet ediyordu.[16]

Yaşam öyküsü;

 

Şeyh Bedreddin, kaynaklarda, Bedreddin Mahmud, Bedreddin Mahmud bin Kadı-i Simavna, Simavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin, Bedreddin Simavi gibi adlarda gibi adlarla yer almaktadır. Tam adı Mevlana Şeyh Bedrettin Mahmud Bin İsrail B.Abdülaziz dir. Bu gün Yunanistan sınırlarında olan  Küçük Simaona Türk ağzında daha iyi bilinen Simav ile karıştırıldığından Simavna olarak telafuz edilmiştir[17]. Bedreddin’in babası aynı zamanda Simavna Kadısı olan İsrail’dir[18]. Babasının kadılığı kesin olmamakla birlikte Dimetoka çevresini fethe giden Hacı İlbey in yanındaki Gazilerden biri olduğu bir istinsah veya telafuz hatası sonucu kadı şekline dönüştüğü[19] ileri sürülmekle birlikte kabul görmemiş olmalık ki Simavna Kadısıoğlu diye de anılmıştır. Annesi ise Simavna tekfuru’nun kızıydı[20] ve Grek kökenli bir Hıristiyan iken sonradan Müslüman olarak Melek Hatundu[21]. Kaynaklara göre Bedreddin’in XIII. yüzyılın ikinci yarısı sonrasında (1358 veya 1365) Edirne kıyısındaki bu gün Yunanistan sınırlarında olan Simavna Kalesi’nde doğmuş olduğu anlaşılıyor.

 

Ailesi :

 

Bedreddin’in ikisi kız ikisi erkek dört çocuğu vardır. İlerde kendisini savunacak olan Halil Bedreddin’in oğlundan olan torunudur ve Halil in annesi ve babası Halil küçükken ölmüş eğitimi ve bakımı nazar köyündeki Börklüce’nin akrabaları tarafından sağlanmıştır.[22]

 

Şeyhin mirasını ailesi içinde torunu Hafız Halil devam ettirmiş menakıbnameyi yazmış bize değerli bilgiler bırakmıştır. Dedesi Abdülaziz savaşçı bir kişiydi ailesindeki kadınlar Hıristiyan kökenli idi Şeyhin oğlu İsmail Aydınelinde beyin halifesiydi, özellikle torunu şeyhin öğretisini İznik’te kendisinden dinlemişti. Menakıbnameyi yazarak dedesini savunan Osmanlı vakayinamelerinin tersine bir ayaklanma elebaşısı olarak değil de koşulların kurbanı olarak gösteren Hafız Halil Bedrettin in idamını takiben Edirne’ye yerleşmişti. Aile fertlerinden irini II Murad’ın bir ulağını kavgada öldürmesi ile Halil Hapse atılır. Bu olaydan sonra Halil iki amcası Mustafa ve Ahmed in yanına Göynük’e gider Akşemseddin’in öğrencisi olur. Menakıbname Akşemseddin in Bedreddin’in gözetimi altında gökbilim fıkıh ve tefsir öğrenimi gördüğünü ve Şeyhi Üstad olarak kabul ettiğini ileri süren tek belgedir[23]. 

 

Eğitimi

 

Bedrettin Edirne’nin Osmanlılar tarafından 1361yılında fethedilmesinden sonra  ailesi buraya yerleştiği için burada eğitim görür ona kuran okumayı ilk öğreten  babasıdır. Eğitimine dönemin eğitim merkezi olan Bursa’da fakih olan ilk hocası Molla (Mevlana )Yusuf’un yanında devam eder. İlk Osmanlı hükümdarı bu kenti birçok eğitim kurumu ile donatmıştır Bedrettin’in dini görüşleri ve yaşamı molla Yusuf’tan çok etkilenmiştir[24]. Molla Yusuf’un ölümü (1383) üzerine Bursa’da, sonra Konya’da müderris Mevlana Feyzullah gibi zamanın ünlü alimlerinden fıkıh, mantık ve astronomi eğitimi gördü. Konyada önemli eğitim kurumları bulunmaktaydı Murad’ın kurduğu ve Bir dönem Bedrettin’in de kaldığı Kaplıca Medresesi bunlardan biridir.1368-69 dan itibaren manastır medresesinde görevli olan ve Sadrettin konevi Tilmizi, soyundan gelen Molla Şemseddin fenari gibi ünlü müderrisler aracılığı ile İbni Arabi’nin etkisinin görüldüğü kentte takipçisi olduğunu sonradan açıkça itiraf edeceği Endüllüslü sufinin sistemini  tanımış ve derinleştirmiştir[25]. Bedrettin in hocası Feyzullah hocanın Hurufiliği ile ilgili iddiaları ve Bedrettin in davası sırasında onu suçlayanların Hurufilik karşıtları olmalarını bir kenara bırakıyoruz.

 

Mısır;

 

Eğitiminin devamı için Mısır’a gider(1382). Döneminde veba salgını vardır ve bu salgın Şam, El-Aksa Kudüs’ü etkilemiştir. Bedrettin Aksa da kalır ve Kahire’ye bu yolu kullanarak geçer. Kahire eğitim konusunda en ünlü metropoldür. Burada bütün disiplinler öğretilirdi.

 

Mısırda bulunan birçok Anadolu Sufisinin  özellikle bir araya geldikleri sanılan Tulun Camii yakındaki medrese  bu öğrencilerin kalabalık olarak bulundukları toplanma yerlerinden biriydi. Bedrettin Seyhuniye medresesinde eğitim aldı, kendisi gibi Anadolu’dan gelen ve burada eğitim alan talebeler Bedrettin’i aksine eğilimlerine göre Hacı paşa gibi tıbba yada Curcani gibi felsefeye yönelmişlerdir. Ehl-i Rum öğrenciler devlet kadrolarında kullanılmak üzere yetişmeleri için Kahire’ye hükümdarların teşvikiyle gönderilirdi. Bedrettin, Seyyid Şerif Curcani ile birlikte, müderris Mübarekşah Mantıki (Ölm. 1413) nin mantık, felsefe ve ilahiyat derslerine devam etti. Bu arada Mübarekşah ile birlikte Hacca giderek dört ay kadar, Şeyh Zili ve onun bilginlerinden dersler aldı. Sonra yeniden Kahire’ye dönerek, ünlü bilgin Seyyid Şerif Curcani, Hekim Hacı Paşa ve Şair Ahmedi ile birlikte Şeyh Ekmeleddin Babarti’nin medresesinde onun derslerini izledi[26]. Aynı zamanda Mısır’da Memluk Sultanı Berkuk’un oğlu Ferec’e de ders verdi. Bu sırada Bedreddin, Sultan Berkuk’un armağan ettiği bir Habeşli cariye ile evlendi ve bir oğlu oldu. Yine burada Şeyh Hüseyin Ahlati’ye intisap etti, bu şeyh ile dostluğu ona tasavvufa yöneltti.

 

Kişiliğindeki dinsel şekillenme ;

 

Mısırda Şeyh Ahlati ile tanışması onun hayatının dönüm noktalarından birini oluşturmuştur. O zamana kadar dervişler kaşı bir tutum sergilemişken Mevlana’nın müridi olan büyük babasına da mistik aidiyetiyle  bu şekilde bağlantı kurmuş olur ve artık dervişlerin kıl abasını giyer malların yoksullara dağıtır, başka bir ilim safına geçişini simgeleyen bir hareketle kitaplarını Nil’e atar. Bu davranış ise eski İran Melaliler’ inden olan Ebu Said ( 10 y.y. ) de görülmüştü. Fıkhı terk eder ve Anadolu öğrencilerinin bulunduğu ve Ahlatinin düzenlediği Berkuk un izlediği  bir zikre katılır, Berkuk bu zikirden sonra hepsine hediyeler sunar. Bedrettin iyi bir fakih iken ateşli bir sufiye dönüşmektedir[27]

 

Mısıra gittikten sonra karşılaştığı ve içinde yaşadığı çevrenin etkisi ile tasavvuf ve Batıni inançların çok kuvvetli bir şekilde etkisinde kaldığı bilinir.  Bu etki onun fikri yaşantısını ve düşüncelerini şekillendirdiği gibi ruhi yapısında çok ağır bir şekilde tesir altında bırakmıştır. Hakikate varmak için girdiği perhizler ve içe kapanışlar psikolojisini etkilemektedir. Çilede aşırıya kaçtığından sağlığı bozulur ve Ahlati elma suyu ve sığır dilinden yaptığı bir diyet ile onu iyileştirir. O dönemlerde Heterodoks din adamlarının bir moda gibi kullandıkları içe kapanışı kolaylaştırdığına inandıkları uyuşturucularında bu duruma etkisi olmalıdır[28] Eğitimi sırasında Şeyhinden erbain[29] izni almıştı[30].Hiç bir şey yemeden hatta içmeden geçirdiği kırk gün sağlığı üzerinde kötü ekleri yaratmıştı.

 

 Bedrettin daha sonra Şeyh Hüseyin Ahlati’nin emri ile tekrar sağlığına kavuşabilmek için Tebriz’e gidip o sırada Timur’un ulema arasında yaptırdığı toplantılara katıldı ve bu toplantılarda büyük başarı sağladı, ünü her tarafa yayıldı. Tebriz dönüşünde Ahlatinin ölmeden önce Kahire’nin bütün şeyhlerinin önünde onu kendi halifesi olarak açıklaması ve onun manevi olarak Allah’ın halifesi olduğunu ilan etmesi ile Bedrettin Burada altı ay şeyhlik etti.

Bedrettin in babası Kadı İsrail’in subaşısı olarak görev yapan Şahne Musa o sıralarda Subaşılık görevine yeni getirilmişti ve görevi gereği mısıra gidiyordu. İsrail, oğlunun Mısır’daki durumundan haberdardı ve geri gelmesi için Musa’yla haber gönderdi. Gelip Edirne’de yapılmakta olan medresede çalışmasını istiyordu[31]. 

 

Kahire’den Halep e geçen Bedrettin, şeyhi Ahlati’nin burada  bulunan 1000 kadar müridi tarafından karşılanmıştır. Müridler Bedrettin’den Halep’te kalmasını istemişler fakat o bunu kabul etmeyerek Karaman’a doğru yola çıkmıştır

 

Anadolu’ya Dönüşü

 

Alaattinoğullarının iç savaşından kaynaklanan huzursuzluklar içinde Konya ya varır. Bedrettin bir süre burada kalır, kuşkusuz daha öce öğrenci olarak kaldığı yerde bir çok tanıyanı vardır ve bir müridide burada bir medresede derste verir[32]. Konya’da kaldığı sürede Hacı Bayram-ı Velinin Mürşidi olan Kayseri’li Şeyh Hamid ile bağlantı kurduğu belirtiliyor. Bu şekilde şeyh ile gelecekteki Bayramiye tarikatı arasında bağlantı kurulmuş oluyordu.  Karamandan çıkarak Germiyan ülkesini geçer ve menderes vadisine Aydıneline gelir. ilerde ayrıca değinilecek olan Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal ile burada tanışır. Menakıbame’ye göre Bederettin’i İzmir’e davet eder kumandanın isteği ile Tire den geçen Bedrettin İzmir’e gelir. İzmir kalesi kumandanı ve askerleri topluca Bedrettin’e bağlanırlar. Bedrettin Kerametlerinin ( ? )  duyulması ile sakız adasında bulunan Hıristiyanlar ile görüşmeye gider. İlk gidişinde on gün kaldığı ve aralarında Enezli iki rahibinde bulunduğu bir çok kişinin katıldığı bir zikir düzenlendiğinden söz edilir.  İkinci kez de  gittiği  bilinir .

 

Torlak ile tanışması ;

 

Torlak anlamı itibariyle, terbiye edilmemiş tay, ateşli delikanlı manalarına gelmektedir. 14-15 yy da Torlaklar az çok belirgin şekilde Kalenderiye tarikatına bağlanan gezgin dervişlerdir[33]. Kütahya ile Domaniç arasında keşiş dağı eteklerinde sürme köyü civarında yaşayan ve hiçbir dinin etkisi altında kalmayan torlaklar da  vardı. Kışları yerleşim yerlerinde çalışır çıraklık yapar yazları ise  yaylalarda bulunurlardı.  Şeyh Bedrettin ise Torlak Kemal[34] ile Kahire’den döndüğü yıl tanışmıştır. Keşiş dağında bulunan Torlakların önderi Kemal’di, Börklüce’nin de bulunduğu kervanın yolunu kesmişlerdi[35] .Aralarında inanç ve dünye merkezli bir konuşma geçer ve bu şekilde Kemal ile Börklüce tanışırlar[36]. Daha sonra şeyhin fikirlerin yayıldığı üç merkezden biride burası olmuştu. Kemal in Yahudi’ liği de bir şekilde kayıtlar girmiştir. Kemal Manisa’nın alevi Türkmenleri arasında örgütleniyordu[37] yanında bulunan üçbin kadar inananı ile  burada ayaklandı ve yok edildi .[38].

 

Börklüce ile tanışması ;

 

Börklüce[39]  Mustafa’nın babası, gençliğinde kadırgalarda görev yapmış Saruhan beyin buyruğunda Bizans topraklarına akınlar düzenlemiş bir akıncıydı. Mustafa altı yıl azap birliklerinde nefer reisliği yapmıştı. Ankara savaşında Yıldırım’ın askeri olarak savaşmış yenilgiden sonra kaçarak bir hafta ormanlarda saklanmış. Burada Ebu Ali Erkem ile tanıştığı ve ilk derslerini ondan aldığı anlatılır. Konya’ya Hacca gitmiş burada Celaleddin-i Rumi’nin tekkesinde kalmıştı. Eğitimi burada biraz daha pekişmiş ve memleketi Aydın beyliğinin başkenti Tire’ye geldiğinde Bedreddin ile karşılaştı. Şeyhin İznik sürgününe kadar 9 yıl boyunca onun öğrencisi oldu[40]. Bedreddin’in Musa çelebinin kadıaskeri olmasıyla Börklüce de Bedreddin in kethüdalığını yaptı. Musa çelebinin yenilmesiyle kethüdalığı da sona erdi ve memleketine geldi[41] . Sapık fikirlerini yaymaya başladı ve müsait zeminde  işsiz ve fakir olanlar arasında kolayca taraftarlar buldu. Taraftarları Börklüce’ye daha sonra “dede sultan” adını verdiler. Börklüce Özel mülkiyetin kaldırılması doğadan ve çalışmadan elde edilen bütün ürünlerin paylaşılması, herkesin mallarına el konulması, fakirler arasında paylaşılması, gibi ilkeleri benimsiyordu. Yahudiler ve Hıristiyanlarda bu öğretilerle kardeş din olarak ilan edilmiş ve kadın hariç her şeyin paylaşılacağı söylenir olmuştu.[42]       

 

Sakız adası ve Hıristiyanlarla görüşmesi

O sırada Sakız Adası’nın Hıristiyan hakiminin daveti üzerine Sakız Adasına gitti ve hakim Müslüman olarak[43], Bedreddin’in müridi oldu. Hammer’e göreyse Bedrettin Sırdaşlarını gizli amaçları: Avrupa ve Asya’da bir hükümet kurmak olduğundan Hıristiyanları ve özellikle İmparatorları padişahla iyi geçinmekte olan Rumları elde etmek isterlerdi bu yüzden onlarla bağlantı kurmuşlardı. Tarihçi Dukas’a bu konunun nakli ise : Börklüce Mustafa  müridlerinden bir kaçını hakimler ve rahipler arasında yandaş bulmak için sakız adasına gönderdi. Bu gidenlerden ikisi başları çıplak ayakları bir çuha parçasına sarılı olduğu halde o vakitler Sakızda Turlotas manastırında bulunan bir Giritli keşişi ziyarete gittiler bu delegelerden bir Rahib ( Karabaş) e denizin üzerinden yürüyerek geldiği söyler. Rum keşişte buna inanır ve Börklüce Mustafa’nın denizin üstünden yürüyerek kendisini ziyarete geldiğini tarihçi Dukas’a anlatır[44].Muhtemelen Sakız adası konusu  bu şekilde kayıtlara geçmiştir.Konumuza dönersek.  

Bedrettin Sakıza gitti. Daha sonra Aydın ve İzmir üzerinden Edirne’ye dönerek, anne babasına kavuştu. Edirne’de bir süre sakin bir yaşam sürdükten sonra, yeniden Batı Anadolu gezisine çıktı.Ankara Savaşı (1402) yenilgisi sonrası Yıldırım’ın oğullarının taht mücadeleleri sırasında Edirne’de önce Mehmed Çelebiye itaat etmiş olan sonra hükümdarlığını ilan eden[45] (1411) Musa Çelebi tarafından kazaskerliğe getirildi.[46]

            Kadı askerliği:

Üç yıla yakın Musa Çelebinin kazaskerliği görevinde kalan Şeyh Bedreddin bu sırada adamlarının önemli görevlere gelmelerini sağladı. Yıldırım’ın diğer oğlu Çelebi Mehmed’in diğer kardeşlerini yenerek saltanatı elde etmesi Musa Çelebi’nin de bu sırada öldürülmesi üzerine Emir’ül Ümerası Mihail oğlu Mehmed beyi Esir alıp Tokat’ta bidevi çardak altı hapishaneye koydurmuş kazaskeri Şeyh Bedreddin’i ise ilim ve fazlına hürmeten bin Osmanlı dirhemi[47] aylık tayinle İznik[48] kalesine göndermişti(1413). Burada oturması zorunlu kılınarak, göz hapsine alındı[49]. Süleyman Çelebi medresesinin hemen yanında bulunan Yakup çelebi tekkesinde kaldı. Tüm bu önlemlere karşın sosyo-ekonomik durumun da uygun oluşu, Şeyh Bedreddin’in propagandasına müsait bir ortam sağlıyordu.

            Börklüce (Aydın) Ayaklanması:

            Başlangıçta dini olarak başlayan isyan sonraları siyasi bir hal almıştı[50] .Mustafa ve yandaşları Padişah I Mehmed’in hükümdarlığını Tanrı adına kabul etmiyordu. Bedreddin’in baş halifelerinden Börklüce Mustafa Aydın, Torlak Kemal ise Manisa dolaylarında ayaklanınca Bedreddin İznik’ten ayrılmıştı(1416). Börklüce’nin yandaşları aynı kumaştan yapılmış bir elbise giyiniyor ve başları açık geziyorlardı.  Karaburun taraflarında Börklüce Mustafa'nın yanında yaklaşık beşbin kişi[51] yandaşı vardı. İsyan burada başladı Bu sırada Sultan Mehmed selasil kalesinin fethiyle meşguldü Börklüce Mustafa'nın üzerine  gönderilen İzmir Sancak Beyi Aleksandır'ın ve ardından gönderilen Saruhan Sancak Beyi Timurtaş Paşazade Ali Bey'in bozgunu uğraması üzerine Çelebi Mehmed Veziri Azam ve Beylerbeyi Beyazıd Paşa ile oğlu şehzade Murad'ı büyük bir kuvvetle Börklüce Mustafa ve tarafları üzerine gönderdi. Bazı müverrihlerinin rivayetine göre Börklüce’nin yanında altı yaya olmak üzere on bin kişi toplanmıştı sultan Murad Börklüce’nin askerleriyle Aydın’a bağlı kara kurum[52] mevkiinde karşılaştı savaş sonunda Börklüce ve tarafları teslim olup, çoğu Börklücenin gözleri önünde çok sert bir şekilde katledildi. Bunlar ölürken "yetiş Dede Sultan" diye bağırıyorlardı Dede Sultan yani Börklüce Mustafa ise elleri tahtaya bağlanmış olarak bir deve üzerinde şehirde teşhir edildikten sonra katledildi[53]. Yakalananlardan bazıları Müslüman olmaları halinde canlarını bağışlanacağı önerisini kabul etmediler. Yandaşları ölümü seyrettikleri halde onun ölümsüzlüğe kavuştuğunu Sisam adası ormanlarında dolaştığını söylediler[54]. Şehzade Murat’ın Ayaslug (Selçuk)[55] dan ayrılması ile yandaşları Börklüce’nin cesedini mezarından çıkarttılar. Bunu haber alan şehzade geri döndü ve toplanmış olan diğer yandaşlarını da toplayarak çınar ağaçlarına astırdı[56]. Bu ayaklanma saltanat kavgalarında  en az kan kaybı gözetili

Yorum Yaz