TÜRKLERDE ADALET VE ADLİYE TEŞKİLATI (MÜSLÜMANLIKTAN ÖNCESİ VE S

ADLİYE TEŞKİLATI

 

 GENEL 

Kadılık :

 

               İnsanların topluluklar halinde yaşamaya başlamaları ile  problemler ortaya çıkmış  ve  bunların çözümü için kabilenin reisi ,yaşlısı, arabuluculuk hüküm vericilik yapmışlardır.

               “Türklerin  İslamiyet’i  kabullerinden önce tamamının göçebe olarak yaşamadığı Eftalitler Bulfarlar cenubi Uygurlar gibi  yarı göçebe Türk topluluklarının mevcut olduğu                ve bunlarla ilgili parça parça rastlanılan bilgilerde bile hukuki kurumların ve Yargucu ların olduğu gözlenmektedir .Bununla birlikte  Türklerin kurdukları devletler birbirleri ile mukayese edilince bu konuda benzeyiş ve aynılıklar olduğu görülür .Hunların teşkilatlanmalarında bulunan 12 sağ ve 12 sol memuriyet ( görevlendirme ) oğuzlarda Moğollar’ da Memlükler’ de Harzemşah’ lar  da görülür ve ileri tarihlerde Müslüman Türkler den Karahanlılar’ da bulunan Yargucu  ünvanının Avarlar’ da karşımıza çıkması devamlılık arzettiğinin belirtisidir .Orta Zamanlarda Muazzam bir imparatorluk olan Sasaniler ‘in kaynaklarında Komşuları Türk imparatorluklarının idari Askeri ve teşkilat yapısını övmeleri de hesaba katılınca Türklerin Aslında İslamiyet’le tanışıp kabullendiklerinde köklü bir hukuk birikimine sahip oldukları kabul edilmelidir” .     

             Araplarda ise  yargı sisteminin (el _kaza) nın ilk izleri cahiliye döneminde görülmektedir.İslam’ın doğuşu ile birlikte  anlaşmazlıklarda  çözüm bulma ve yargılama görevini  Muhammet   üstlendi bununla ilgili ilk örnek olarak Muhacirler ile Medineli Müslümanlar ,Yahudiler ve onların dışındaki müşrikler  arasında akdettiği anlaşma gösterilebilir bu anlaşmada “şüphesiz ki bu sahifede gösterilen kimseler arasında meydana gelen ve fesadından korkulan her olay öldürme ve anlaşmazlık vakıalarının  Allah a ve resulü Muhammet götürülmesi gerekir “   denilmektedir .İslam adalet anlayışının yaygınlaşması haksızlıkların ortadan kaldırılması için kaza ,mezalim ,hisbe müesseselerinin kurulmasın ve işlerliğini gerekli kılmıştır.      Ülke sınırlarının dar olması Müslümanların sayı bakımından az olması nedeniyle  Muhammet’in  sağlığında Müslümanlar arasında onun dışında bir kadı yoktu ve rasülüllah  tarafından görülen dava sayısı oldukça azdır ve kendisinin bu görevler için özel olara bir kadı tayın ettiği ile ilgili bilgi bulunmamaktadır fakat bu vazifeyi bazı durumlarda valilerin görevleri arasında valilere vermekte bazen de anlaşmazlık durumları için ashabından bir görevli tayin etmektedir.

               Muhammet İnsanlar arasında  Allah’ın kendisine vahy ettiği esasları göre hükmediyordu Davalı ve davacı onun huzuruna kendi arzuları ile geliyorlardı  her ikisini de dinledikten sonra kararını veriyordu      Dönemin ispat ve çözüm yolları Delil ,Yemin ,Şahitlerin şahadeti , yazılı metinler şeklindedir kural olarak delil getirmek davacıya aittir , yemin etmesi gerekende  inkar edendir.

              Günümüzdeki bilinen anlamı ile hapishane Hz. peygamber  ve Hz. Ebubekir döneminde mevcut değildir bu dönemde tutuklama sanığın yalnız bırakılması  camiye veya eve konulması ve davacının hakkını alıncaya kadar burada bekletilmesi şeklindedir .Hz Ebubekir in Halifeliği döneminde Hz Ömer in bu  kadılık görevini  üstlenmiş olmasına rağmen  kendisinin bilinen şiddeti nedeniyle huzuruna  iki hasım gelmemiştir .

              Hz. Ömer zamanında İslam’ın yayılması ile birlikte Arapların Arap olmayanları ile kaynaşması  sonucu meydana gelen problemler nedeniyle  ilk defa kadıların tayini bu dönemde olmuştur.Kadıların tayininde kadı olabilecek kişiler için belli özellikler aranmıştır bu özellikler erkek olmak ,akıl ve zeka sahibi olmak ,hür insan olmak, Müslüman olmak .adaletli olmak vücudunun tam ve sağlam olması , gerekli hukuk bilgisine sahip olması gibi

özellikleri göz önünde bulundurulmuştur ayrıca kadılar Kuran sünnet ve kıyas a uygun kararlar verebilecek bilgide olmalıdır  Hz. Ömer tayin ettiği Basra kadısı  Ebu Musa el eşari ye  İslam adli muhakemesinin temel  usulü kabul edilebilecek şartları sıraladığı bir mektubunda ,bu kadılık işinin bir sünnet olduğunu, yerine getirilmeyecek bir hakikatin söylenmesinin gerekmediğini  eşit muamele yapılmasını fark gözetmemeyi  Müslümanlar arasında sulhun caiz olduğunu hakka rücu nun batılda kalmaktan hayırlı olduğunu  delil getirmek isteyen davacıya vakit tanınması gerektiği yalancı şahitler ile akrabalar dışında bütün  Müslümanların şahitliğinin geçerli olduğunu ve gazaptan sakınmak gerektiğini belirtmiştir .

              Hulafei raşidin döneminde Adli teşkilat son derece bağımsız ve saygın bir teşkilattı .Önceleri hakim mahkeme işlerini evinde yürütürdü daha sonraları mescitlerde oturumlar yapılmaya başlanıldı . Hüküm gerektiren konular önce kitap ve sünnette araştırılır bulunmazsa içtihadıyla hükmedilirdi .Bu dönemde kadının katibi veya kararlarını toplandığı bir sicil defteri bulunmuyordu çünkü kararlar kesinleştiğinde hemen uygulanıyordu .

              Kadıların gelirleri :  Böylesine önemli bir görevde bulunan kişilerin  gelirleri hesaba katılmazsa adalet sisteminde art niyetli davranışlar yanlı kararlar olacağı düşünülmüştür.     Kadıların gelirleri ile ilgili daha ilk dönemlerde Rasülüllah zamanında maaş bağlandığı bilinmektedir. Kadının Katip (yazan),Hazin (düzenleyen ) ,Hacip(sırayla içeriye çağıran ) ,şurti( inzibat) ,tercüman  gibi yardımcıları vardır. Kadıların maaşları 10 dinardan aşağı olmazdı  daha sonra günlük 7 dinar olarak belirlenmiş ise de  Emevi Halifesi Ömer Bin Abdülaziz zamanında dini bir vazife olarak kabul edilmiş ve ayrıca maaş ödenmemiştir daha sonra aynı dönemde    maaşlar arttırılmıştır. Kadıların yaptıkları ek işler ile de ilgili olarak  ek ücretler aldıkları bilinmektedir mısır kadısı Hüceyra yıllık 1000 dinar almakla birlikte  kadılık görevinin yanı sıra vergi toplamak ,hazine işlerini yürütmek ,bahşiş gibi gelirleri toplamı olarak değerlendirilir Kadı gelirleri ile ilgili Osmanlı mahkeme kayıtlarından örnek olarak “nikah vaki   olduğunda evlenecek olan bakire ise nikah akdi olarak kadı için  20 akçe ,mahkeme hademesi için 5 akçe alınır .dul ise 15 akça kadıya 5 arçe hademeye alınır ,nak-i  şehadetten 1 vesair usulden resmi Kitabet kadıya 20 hademeye 5 akçe alınır .Kendi rızasıyla ve zorla zaruri olmaksızın hediye verilirse alınır ,Sicile çekilen Kaziyeden sicil vergisi 8 akçe alınır. Itıknameden 66 akçe alınır  . Yıldırım Han  zamanında  vilayet kadılarına Hüccet Akçesi alınması tayin buyurulup kanun olmuştur 796 /1394 tarihide bu şekilde kanun olmuştur .

 

             Hisbe :   Her ne kadar Abbasi  halifesi Mehdi zamanında (775-785) bu kavram kullanılmış olsa da Bu sistemi  ilk defa uygulayan Ömer bin Hattab  dır .Umumi düzen ile ilgili işleri  kontrol etmek derhal halledilmesi gereken işler ile ilgilenmek görevleri arasındadır çarşı pazarı kontrol etmek borçların ödenmesini sağlamak ,gayri Müslimlerin binalarını Müslümanlardan daha yüksek yapmalarına engel olmak  komşularının sınırlarına tecavüz edilmesini önlemekti.

 

          Müntesip (Muhtesip ): Bu unvan  Abbasiler döneminde Halife Mehdi zamanında kullanılmaya başlanılmıştır . Kadının kendi istediği kişiyi tayın etmesi şeklinde atanır bu göreve getirilecek kişilerde Müslüman olma, mükellef olma ,Erkek olma,Adaletli olma izinli olma ,kudret, ilim ilmiyle amil olmak,Allah rızasını gözetmek ,iyi ahlak sahibi olmak , gibi özellikler aranırdı  .Özetlenecek olursa ekonomik ve sosyal ,dini ve adli hayatla ilgili görevleri vardır .Tanık ve delil ile ispata gerek olmayan durumlar ile ilgilenir .İyiliği emredip kötülüğü men eder  genel ahlak ve dini hükümlerin tatbik edilmesini kontrol eder 

 

 

çarşı ve pazarın düzenini sağlar.Yiyecek ve içecek maddelerinde yapılabilecek hileleri  kontrol eder borçlarını ödemeyenleri borçlarını ödemeye zorlar .Ramazanda aleni oruç yiyenleri içki içip sarhoş olanları iddet beklemeden evlenen kadınları yasak musiki aletlerini çalanları  cezalandırır Ölçü ve tartı aletlerini tam olduğunu  muayyen aralıklarla kontrol  merkezlerine çağırarak kontrol eder öğrencileri fazla döven hocaları cezalandırır  bu sistem Fatımilerde ve Eyyubi ler de  de vardır .                     

 

            Mezalim mahkemesi :Türklerin İslamiyet i kabullerinden önce Uygur devletinde dahi Alp ilteber in annesinin onun adına davalara bakardı.Eski Türklerde ise adli teşkilatın yüksek mahkemesi ( yargu  siyasi suçlarla meşgul ) hakan adına örfi hukuk kurallarına uygulamakla görevli yargonlar (yargucu ) ve naipberi olduğu görülür . Hükümdar devletin başı  adalet dağıtıcısıdır , mısır coğrafyasında küçük değişiklikler  göz ardı edilirse eski Türklerden bu yana devam eden gelenek Selçuklulara kadar uzanmıştı .

            İslamiyet te ise  Halife ,Vali veya ona vekalet eden kişinin başkanlığında ve devletin yüksek memurlarının katılımı ile  vazife görür mescitlerde toplanırdı  .Temeli cahiliye devrine  kadar uzanır .Emeviler döneminde Abdülmelik Bin Mervan haftanın belirli günlerinde mezalim olayların görüşür doğrudan karar bağlar zorlukla karşılaştığında davayı Kadı ya gönderirdi . Bazı Abbasi Halifelerinin bu mahkemeleri bizzat idare etmeye çok önem vermişlerdir bu mahkemeler  belirli günlerde çalışır  Zalimlerin zulmünden şikayetçi olanlar tayin edilen günde huzura gelirler burada halka karşı sert davranan ve adalet yolundan sapan zalim idareciler,memurların yaptıkları haksızlıklar ,Müslüman malları hakkında kendine güvenilen kimselerin bu malların nasıl değerlendirdiği , devletten maaş alanların maaşlarındaki gecikmeleri ile ilgili şikayetleri kadı mahkemelerinin verdikleri kararlara karşı itirazlar değerlendirilirdi .Bu uygulamanın sebebi .mahkeme üyelerinin diğer günlerde kendi işlerini yürütmeleri içindi ilerleyen dönemde mahkeme üyeleri maaş almaya başladıkları iç tam gün çalışmaya başladılar Eyyubi ler de Sultanın bizzat katıldığı oturumlarda  sultan kürsüye oturduktan sonra sağ tarafına dört mezhep kadıları otururdu. mezalim mahkemelerinde yardımcılar   olarak  muhafızlar ,kadı hakimler, fakihler ,katipler ,şahitler  bulunurdu.. maverdi mezalim mahkemeleri ile kadıların davalara bakışları ile ilgili şu tespitlerde bulunmuştur .mezalim mahkemesi hakimi kuvvet ve heybete sahip olmalıdır (diğerlerinin saldırıları bertaraf edebilmesi ve kuvvete başvurabilmesi için) Korkutma ve tazyik yoluna başvurabilirler ,davayı emin kişilere resen gönderir,şahitlerden şüphelenirse yeniden yemin ettirir şahit sayısını arttırabilir ,önce şahitleri dinleyebilirdi .Mezalim oturumlarında Hükümdar ,vezir ,vali,kadı ,sahibul Mezalim ,hukukçu ve müftüler ,şuhud,ordu temsilcileri ,maliye temsilcisi ,muhtesib ,sahibu’l şutra zaman zaman bulunurdu : 

 

            Şutra ( Polis Teşkilatı ) :Abbasiler devrinin birinci döneminde  İbni Haldun un dediği gibi suç ve cinayetleri takip suçlularla ilgili cezaları tatbik etmekle görevlidirler .Suçu deliller ile sabit olanların gereken cezayı çekmeleri için onların yakalanması kadının vermiş olduğu ceza kararının uygulanması görevleri arasındadır .Sahibu’s Şutra  (emniyet Müdürü), Eş’Şutratül –Kübra ( büyük polis teşkilatı ) , Eş’ Şutratül-Suğra  ( küçük teşkilat ) şeklinde kendi içinde sınıflara ayrılmıştır ,Endülüs  kadı emniyet müdüründen daha yetkilidir ve   gece emniyeti sağlayan Nizamüd Daribin adıyla bilinen  diğer İslam devletlerindeki ases ile aynı görevi yürüten ayrı bir teşkilatlanma vardır 

 

              Emir_i dad  denilen  adli mevkii Anadolu Selçukluları döneminde kurulmuş olan bizzat hükümdarın yetkisini de  kullanabilen ve devletin kuruluşundan itibaren görev yapan  ancak divan içerisinde yer almadığı için siyasi baskıdan uzak  bir mevki  bulunmaktadır bu

mevkii üst kademeli amir ve memurların yargılandığı ve gerektiğinde tutuklandığı kurumdur 

 

              Kadı Asker Hz Ömer ordugah şehirlerine asker kadılar tayin ediyordu bu şekilde düşünüldüğünde kadı askerliğin bu dönemde  başladığı kabul edilmelidir.Eyyubi ler döneminde aynı şekilde kadı askerlik kurumu devam etmiştir.  Osmanlı döneminde Sultan l murat zamanında Bursa kadısı Çandar’lı kara İbrahim Paşa nın bu göreve getirilmesi ile tekrar karşımıza çıkmaktadır . Kadı asker olabilmek için 500 akçe yevmiyeli mevleviyet denilen  büyük kadılık kurumu mensubu olması gerekirdi .Kadı askerin görev süresi 1 yıldır.  Protokol sırası ile Rumeli ve Anadolu Kadı askerleri fatih döneminden sonra tayin edilmiştir .Bir dönem sonra Rumeli kadı askeri  Rumeli tarafında bulunan kadı askerlerin  ve müderrislerin atamalarını ,Anadolu kadı askeri Anadolu da bulunan  müderris ve kadıların atamalarını yapmaya başlamıştır

             

               Emeviler döneminde Kadılar  genel valiler tarafından atandıkları gibi doğrudan halife tarafından atandıkları da olurdu  içtihadın gerektirdiği doğrultuda kararlar veriyorlardı ve çoğu zaman bu kararlara valilerin görüşlerini de eklerlerdi .Bu dönemde dört mezhep yoktu ve kararlarında  siyasetten etkilenmiyorlardı tasarruflarında mutlak yetki sahibi idiler gerektiğinde valiler hakkında kararlar verebiliyorlardı kararların verirken bazen halifenin görüşünü de isteyebilirlerdi  bazı mahkemelere ise halife doğrudan başkanlık ederdi .Gayri Müslimlerin ali işlerini kendi dini başkanları çözerdi . Yine Emeviler döneminde  Muaviye bin ebu süfyan nı kadısı süleym  in kadı kararlarını tescil ettiği tespit edilmiştir

        

              Abbasiler döneminde ise Kadılar  Bu dönemde en önemli değişiklik günümüzün adliye bakanlığına benzeyen Kadı-ul Kut ad yani baş kadı müessesesinin kurulmasındır .Kadılar halkın seçkin insanları arasından seçiyorlardı . Dört mezhep yerleşmeye başladığı için kararlar mezheplere göre verilmeye başlanılmıştı Iraktaki kadı Hanefi ,Şam da ki kadı  Malik ,mısırdaki kadı şafi-i  mezhebine göre kararlar veriyorlardı  ve kararlarında tam bağımsız  olmalarına rağmen  halife tarafından denetlenebiliyordu  bu denetlemelerde halifenin düşüncelerine uygun olmayan kararlar da  verebilecekleri  nedeniyle kendisini cezalandıracağını düşündükleri için kendilerine verilen kadılık görevini kabul etmeyen kişiler de  çıkmıştır (İmam Hanefi)  . Halife Hişam Bin Abdülmelik in  Mısır valisine bir kadının görevden alınması ve Allah tan korkan ayıplardan Saim birinin o göreve getirilmesi ile ilgili emrinden halifenin kadıları görevden almadığını ancak valilerin bu görevi yürüttüklerini anlıyoruz ( iki farklı kaynakta kadı tayini ve görevden alınması ile ilgili farklı kayıtlar bulunmaktadır kadıların tayinlerinin Bağdat tan çıktığı valinin kadıyı azletme yetkisi olmadığı yazılıdır) .yine bu dönemde kurulan  Baş kadılık siteminin  ilk baş kadısı Halife mehdi zamanın da imam Ebu Yusuf tur. Baş kadılar  hükümdar veya halife tarafından tayin edilir ve hükümet merkezinde oturur kendi adına diğer yerlerde görev yapacak kadıları bizzat tayin ederlerdi.   Bağdat ta bulunan kadıya Kadı-ul Kut ad  denirdi diğer şehirlerdeki kadılar kadı vekili şeklinde çalışırlardı .Kadıların vermiş oldukları kararlara itiraz merci divan-ül mezalim di  :1 dönemde yetkileri arttırılmış vakıflar vasi tayinleri gibi konularla da ilgilenmeye başlamışlardır bu dönemde sistem oturmaya başlamış  hakimin huzurunda şahitler  gurubu oluşturulmuş ve kayıt altına alınmaya başlanılmıştır bozulmaların başladığı dönemde ise  kadıların güvenilirliğini zedeleyecek rüşvet alan ve şarkıcı kadınları dinleyip içki içen kadılar tespit edilmiştir (Abdullah El-Umeri ).  

 

 

 

             Endülüs te  kadıların Arap olma şartı yoktu İspanyol asıllı  Müslüman berberi Yahya Bin Yahya leysi  kadılık yapmıştır . Endülüs te  merkez mahallelerde sokakları kapatan büyük kapılar vardı ve geceleyin bu kapılar kapatılırdı silahlı bir kapıcı bulunurdu ve Endülüs lü avam tabakasının düşük karakterli kötülük yapmaya alışkın geceleri başkaların evlerine giren   insanlar olması nedeniyle bu tür önlemler alınırdı . Vakıf gelirlerini, fetva sicillerini kontrol etmek , camilerde Cuma ve bayram namazı kıldırmak yağmur duası yaptırmak kadıların görevleri arasındaydı  bunlarda mühtesip hisbe görevini yürüten sahibu’s-suk ( çarşı ağası ) vardır

 

           Türk İslam Devletlerinde Adalet  ( Genel bakış ) :Tolunoğulları ‘nda ve Ihşıdiler de yargı işlerine  Bağdat tan  tayin edilen kadılar bakardı . Karahanlılar döneminde ise  önceleri Yargucular adalet işlerine bakarken  zamanla yerlerini kadılara devretmişlerdir Selçuklular döneminde kadılık Bağdat ‘ a bağlanmıştı Yargılama Şer-i ve örfi olmak üzere yapılmaktaydı Şer-i davalar bakanlar baş kadı ( kadı-ul Kut ad a)  bağlı idiler kararları kesinde ve değişmezdi fakat bu kararlarına karşı üst mahkeme yolu olan mezalim mahkemelerine başvurulabilirdi vakıf miras hayrat davalarına şer-i kadılar bakardı .Kadı asker ordu mensuplarına davalarına bakardı ve Emir-i dad (Adalet bakanlığı ) örfi davalar ile ilgilenirdi .eyaletlerde adli işlere kadılar ticari hayatın düzeni ile ilgili işlere ise Muhtesipler bakardı. Selçuklu yönetiminde Sasani, Abbasi ,Gazneli ve samanlı izleri mevcuttur ancak ana karakter olarak eski Türk geleneği muhafaza edilmiştir.

            

           Harezmşahlar da (1193)kadılar  Bilinen kadılık görevlerini yanı sıra evlenme ve boşanma işleri ile nafaka miras mülkiyet halk arasında çıkan türlü ihtilaflara bakarlardı maiyetlerinde naip ,katip ,vekil denilen yardımcıları bulunur. Hükümdar tarafından seçilmiş olan Akza-i kuz at ( baş kadı ) tarafından kadılar atanırdı memleketin düzeni belirlenmiş memurlar tarafından sağlanır düzeni bozanlar bu memurlar tarafından cezalandırılırdı  askerler arasındaki davalara ise mevcut birlik komutanları bakarlardı      

      

          Memlükler de (1250) kadılar : Sultan tarafından seçilen dört mezhep baş kadılarının görevleri adli ve şer-i işleri yürütmek diğer vilayetlerde kendi adlarına çalışacak kadılar görevlendirmekti  , halkın ekseriyesi şafi-i olduğu için darü’l-adl de sultana en yakın bu kadı otururdu .Askeri Kadılık Memlükler de karşımıza çıkmaktadır (Kadı asker Kadı’ul –Kuz at ) askeri sınıfın şer-ive hukuki işlerine bakardı bu görev Eyyubi devleti kurcusu Selahattin Eyyubi tarafından verilmiştir  hükümdar ile birlikte sefere çıkarlar ve üç mezhepten tayin edilirlerdi Hanbeli Mezhebinden kadı asker yoktu. Sultan Baybars  döneminde Divan-ül mezalim yani mezalim mahkemeleri makam ve nüfuz sahiplerinin haksızlık ve zulüm yapmalarına engel olmak için düzenlenmiştir ,mahkeme başkanı halife veya sultandır veya onlardan birine vekalet eden hakimdir ,ekseriye halka karşı haksızlık yapan emirler diğer devlet memurları hatta sultan aleyhine açılan davalara bakardı. Darü’l-adl müftülüğünde bulunan müftiler  şer-i meseleler hakkında fetva  verirlerdi 

         

             Anadolu Selçukluları  ( 1077) ve beyliklerinde  adli teşkilat :Selçuklularda düzenli bir adli teşkilat olduğu görülmektedir.Kadı  Şer-i davalara  bakardı  ( ki bu davalar İslam hukuku çerçevesinde çözülür ).  Baş kadı büyük Selçuklular döneminde Badat ta bulunur Anadolu Selçukluları zamanında Konya da bulunurdu  bütün kadıları denetleme yetkisi vardır ve Örfi davalara ayrı ayrı bakan iki kadı bulunur.ordudaki anlaşmazlıklara kadı askerler bakardı devlet düzenini bozmak isteyenleri ile devletin emir ve kanunlarına uymazlık suçunu işleyenlere bakan ayrı mahkemeler mevcuttu.Selçuklu sultanı için adalet demek Abbasi halifesinin su fi şeyhlerinin Sünni ulemanın ve halkın güvenini  almak  demekti ve Sultanın Haftada iki kez zulüm görenlerin şikayetlerini dinler ve (bessi Me

 

karim ) kerem saçardı  .Ulema ve Kadılardan oluşan dinsel sınıfın kökeninde tanınmış yerel aileler vardı bu dönem ulemaların ve kadıların toprak ağaları ile ilişkileri vardı.Vezirin kadı adaylarını belirlemesi muktasıpları ( ahlak zabıtası  ve ölçü amiri ) ataması ve ulemaya sağlanan iktalar ile ilgilenmesi de göz önünde bulundurulursa  Dini kurumların ulemanın ve kadının   atamalarının  sultan veya veziri tarafından yapılması nedeniyle bir dönem sonra siyasallaşmalarından ve siyasal kurumlara tabi olmasından söz edilmekle birlikte kadıların bu durumdan en az etkilendikleri gerçektir  

          

         Osmanlı hukuku genel yapısı ve işleyişi :    Anadolu Selçuklu ,Büyük  Selçuklu  devletleri İslam hukukuna ,  Abbasi devleti ise Türk Moğol hukukuna dayana bir hukuk sistemine sahiptiler Osmanlı  devletinin problemli bir coğrafya üzerinde altı  asır hüküm sürmesinin belki de temel nedenlerinde birisi  miras olarak devraldığı bu sağlam  hukuk düzenini  daha da geliştirerek iyi uygulamış  olmasıdır .

         Osmanlının devlet olduktan sonraki ilk kadısı ve  devlet olma nişanı olan ilk hutbeyi okuyan Osman beyin kayınpederi Şeyh Edebali nin öğrencisi olan Dursun Fakih tir.Daha sonra yerleşmiş olan geleneğe göre kadı olmak için medreselerin yüksek derecesinden mezun olmak gerekiyordu  Kadının adli görevi yargı mercii olması yanında idari görevi asayişin amiri vakıf denetçisi zabıta amiri olma görevi  de vardır yardımcıları ise subaşı ,böcek başı, çöplük subaşı,mimarbaşı ,mühtesip  gibi  görev ve yetki paylaşımı yapılmış kişilerdir.günlük vergilen toplanmasında İhtisap ağası “Mühtesip”  vardır. Kadılar ticaret ile uğraşamazlar borç alamazlar umumi davetlerde bulunamazlar  ve hediye kabul edemezlerdi , ilk olarak kazaya tayin edilir ve yevmiye 20 akçe ile göreve başlayıp en üst mertebede 150 ( bazı kaynaklarda 500) akçeye kadar çıkardı  görev süreleri 1 sene ile 20 ay arasında değişir .Kaza kadılığından sancak kadılığına oradan da mevleviyet (bölgeler ayrılmış yerler) kadılığına gelirdi buradaki sıralamaları  de takip ederek görevinde yükselirdi ve en yüksek kademe olan İstanbul  kadılığına getirilirdi .Osmanlıda kadı hükmü olmadan kimse cezalandırılmazdı ve kadı adına görev yapan naipleri vardı .

          İslam da  adalet ibadetten üstün tutulmuştur kadıyı kendi adına adalet dağıtması için padişah seçer ve o görevden alır kadı her şartta vakar ile hareket eder sesini dahi yükseltmez sert tavır takınmaz  kadı padişahla birlikte peygamberi de temsil eder  davalara bilirkişi heyeti olarak( şuhudu’l-udul veya Udul –Müslim ) meşhur müderrisler bilinen eşraf çağırılırdı ve tarafsızlığı denetlerdi                                                 

         Osmanlı  Hukukunun esas temelini İslam hukuku  yani şer-i hukuk oluşturmuştur  bu hukukun ayrıntılı olarak düzenlemediği veya düzenlenmesini devlet başkanlarına havale ettiği durumlarda Osmanlı padişahları dönemin ihtiyaçları doğrultusunda  ferman beraat hüküm siyer name adalet name,sultaniye ,hakaniye  ve kanunnameler   çıkartmışlardır ve bunlar toparlanmak suretiyle örfi hukuk doğmuştur bir başka padişah tarafından ferman ile kaldırılmadığı sürece bu hükümler geçerli olmuştur   .

         Osmanlı hukuk sistemini meydana getiren iki unsur vardır bunlardan birincisi İslam hukukundan gelen şer (ahkam-ı şer-iye) ki bunun temeli Kuran_ı Kerim  ve Hadislerdir ve ikincisi Osmanlı hükümdarları tarafından ihtiyaç duyuldukça teker teker  konulan kanun hükümleri olan örf ( kavan-i Örfiye ) hukuku dur  . Örf hukukunda Türk töresi de denen Türklerin İslamiyet’i kabulünden önceki Türk hukuk  kurallarından da yararlanılmıştır . Padişahların yasama yetkisini kullanıp örfi kurallar koyarken bunların İslam a şeriata uygun olup olmadıklarını belirlemek için bazı durumlarda fetva istemesi aslında örfi kurallarında temelde şer i kurallara aykırı olmadığını göstermektedir  . Osmanlı döneminde kanun koyuculuğu ile tanınmış olan l Süleyman dır . Bu hukuk sisteminde örfi hukukun kurallarına belirlenmesinde  önemli rolü olan nişancılar ve kadılar  zaten İslam hukuk alimlerinden seçilmişlerdir bu nedenle bir ceza davası için Kahire de hangi hüküm

 

 

veriliyorsa Belgrat ta da aynı hüküm verilmekteydi bu birliktelik Hanefi mezhebi kurallarını bütün sınırlar içerisinde uygulanması ile daha da belirginleşmiştir .

         Mahkemelerde  bilgi kaynağı olarak  kullanılan iki önemli fıkıh kitabından   fatih dönemi  kanuni dönemi arasında  molla Hüsrev ve  kanuniden Osmanlının son günlerine kadar İbrahim Halebi nin kitaplarının kullanılması ile de  verilen kararlar arasında fark olmamıştır  .Örfi hukuk kurallarının istikrarlı  uygulanmasında ise kanunnameler etkili olmuştur .Kanunnamelerde halka keyfi cezalar verilmemesi için gereksiz vergiler koyulmasına ve alınması gibi davranışlara engel  olunmuştur  örfi cezalar daha çok para cezaları şeklindedir   

           Sonuç olarak Saat gibi işleyen muazzam bir teşkilatlanma ve vazifelendirme olmasa zamanın teknik ve ekonomik vaziyeti icabı imparatorluğun bir başından diğerine değil orduları posta katarını bile sevk etme imkanı olmazdı .    

 

 

 

 

 

      KAYNAKLAR :

 

  AKYÜZ Vecdi–Müslüman Türk dev.Divan-ı Mezalim Kurumu Türkler 5.cilt (mak   

 ALBAYRAK Sadık- Budin Kanunnamesi ve Osmanlı toprak meselesi ist 1973

 AYDIN M. Akif- Osmanlı huk. Genel yapısı ve İşleyişi (Mak.)

  BARKAN Ömer L.-Budin kanunnamesi Öns

  DİVİTÇİOĞLU Sencer- Oğuzdan Selçuklu ‘ya İstanbul Y.K.Y.2000

  GÜLER Ali-Türklük bilgisi  Ankara 2001

  HASAN İbrahim Hasan –İslam Tarihi

  KAZICI Ziya –İslam Med. Ve mües. Tarihi

9 )   KÖPRÜLÜ Fuat Orta zaman Türk Hukuk Müesseseleri Türkler 5.cilt (Mak )          

          10)  TURAN Refik­-Türkiye Selçukluları ve Anadolu Beyliklerinde  Teşkilat ( Mak)

     11)  ULUÇAY Çağatay- İlk Müslüman Türk Devletleri İstanbul 1977

                12)  YİĞİT İsmail –İslam tarihi

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !